İTİBAR İSRAFLA DEĞİL DÜRÜSTLÜKLE KAZANILIR

Müsrif misiniz diye sorulsa çoğu kez “Müsrif değilim!” deriz ama bu yanıtımızın doğru olmadığını da düşünürüz. Kendimizi müsrif olmadığımıza, zamanımızı, imkanlarımızı boşa harcamadığımıza, elimizdekini avucumuzdakini saçıp savurmanın hem aptalca  olduğunu  hem toplumca kınandığını biliriz. Bundan dolayı çoğu kez inkara, daha doğrusu kendimizi kandırmaya yöneliriz. İsrafın pek çok çeşidi, yolu var! Zamanımızı, ömrümüzü israf etmek, israfın

İNSANA İHANET İNSANLIĞA İHANETTİR!

İnsanı insan yapan ama çoğu kez de onu ciddi zararlara sokan başlıca hasletlerden biri  başka insanlara güven duymasıdır. Birine inanan, güven duyan insan, güvendiği kimselerin sözünün eri, özü sözü doğru, namuslu, dürüst insan olduğuna hiç kuşku duymaksızın inanır, güvenir; ona adeta tapar! Güvendiği kişilere yöneltilen eleştirileri adeta bizatihi kendisine yöneltilmiş hakaretler olarak  algılar, güvendiğini canla,

ÇOCUKLARIMIZI KİMLERE TESLİM EDİYORUZ.

 Çocuklarımız, torunlarımız olur, sevinçten ayaklarımız yerden kesilir. Canımız, ciğerimiz onlar. onlar için adlardan ad, sıfatlardan sıfat, makamlardan makam beğenmeyiz. Yemeyiz yediririz, giymeyiz giydiririz. El bebe gül bebe büyütmeye çalışırız onları… Ve zaman su gibi akıp geçer,  öğrenim  çağına girerler.. Kreşlere, ana okullarına, ilköğretim okullarına, ortaoğretim okullarına, yükseköğretim okullarına, kurslara göndeririz, kimselere muhtaç olmasınlar, ekmeklerini kazansınlar,

HAYIR, HAYIR, HAYIR !

Hayır, Hayır, Hayır!… Çünkü her akıl dünyayı ve olayları kendi penceresinden ve kendi gözüyle görür! Çünkü hiç bir pencere her yere, her şeye açık değildir. Görüş alanı her yeri, her şeyi  hiç bir zamanı kapsayamaz! Çünkü hiçbir akıl her şeyi değerlendirebilecek bilgi birikimine ve deneyime sahip olamaz. Bilgi ve deneyim birikimi dışında kalan konularda yanılmaya,

GÖRMEMİŞ’İN MEDYASI OLMUŞ, …

Görmemiş’in Teki’ni nasıl tanımazsınız  be canım? Hani şu hiç umudu yokken her nasılsa oğlu olup da  tutup  şeyini koparangillerden. Hani şu aynaya bakıp bakıp “Ben  neymişim be aabii!”  diye diye  sevindirik olanlardan!  Hani  konumundan geldiğini varsaydığı sınırsız güçten sarhoş olup elini öpmeye gelen bebelere  “Bu  tepenin doruğuna çıkarsanız artık sizi kimse tutamaz! İstediğinizi asar, istediğinizi

BÜYÜK MÜYÜZ KÜÇÜK MÜ?

Şu uçsuz bucaksız evrende ne kadar  yer kapladığını bilmediğimiz dünyada bir toz zerresince bile yeri olmayan bizler,  bu gün diğer varlıklarla, canlılarla birlikte var ve yaşıyor olmanın keyfini çıkaracağımıza son derecede saçma bir üstünlük yarışına girişiyor, kendimize eşref-i mahlukat payesini yakıştırıyoruz. Bu da yetmiyor, eşref-i mahlukat arasında kendimizi başkalarından genellikle büyük görüyor ve karşımızdaki küçük

BABACIĞIM  BAŞKA NASIL DÜŞÜNEBİLİRDİ  Kİ?

Sevgili babacığım başka nasıl düşünebilirdi ki? Tıpkı yüzlerce, hatta binlerce yıl önceki ataları gibi bir yaşamı sürdüregelmişti: Ailemizin geçim kaynağı olan davar sürüsünü gütmek, bu işin getirdiği sorunlarla boğuşmak, bunun için de  atadan dededen gördüğü ve elbet onların da kendi atalarından, dedelerinden görüp duyup çocuklarına naklettikleri çözüm yollarını denemekten başka yaptığı bir şey yoktu: Koyunlar,

CİNSEL SAPIKLIĞA DAİR…

Doğada canlıların pek çoğunun üremesi aynı türün erkek ve dişi bireylerinin cinsel birleşmeleriyle mümkündür. Üreme, üreme sürecinin gerçekleşmesi için gerekli doğal koşulların varlığını, yani erkek ve dişi bireylerin üreme yaşı sınırları içinde bulunmalarını, erkek bireylerin spermleriyle dişilerin yumurtalarının sağlıklı olmasını… gerektirir. Bu gereklerin bulunmadığı birleşmeler üremeyle sonuçlanmaz. Hayvanlar aleminde çiftleşmeler bilindiği üzere sürünün en güçlü

BU SALTANATIN YELLER ESER BİR GÜN YERİNDE

“Seyretti havâ üzre denir taht-ı Süleyman Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde!”   Türk edebiyatının başlıca muhalif şairlerinden Ziya Paşa’nın ünlü Terkib-i Bend  başlıklı şiirinin en vurucu beyitlerinden biridir bu dizeler. Bu iki dizeyle  zamanının haramzade muktedirlerine Ziya Paşa, “Bir zamanlar tahtının havada uçtuğuna inanılan saltanat sahibi Hazret-i  Süleyman’ın iktidarı bile sona erdi. O’nun bir

YANLIŞ HESAP MUHTEREM (!)

Yanlış hesaplar yapıyorsun muhterem(!), kır atlar, yalın kılıçlar yok artık çöllerde. Kumsalın üstünde develer değil, zırhlı araçlar dolaşıyor. Yalın kılıçlı fellahların yerini çok zaman önce rambo kılıklı coniler almış, macera değil, petrol peşinde koşuşan coniler. Conilerin senin sırtını sıvazlamalarına fena aldandın, sandın ki seni çöllerin sultanlığına getirecekler. Yanıldın muhterem, fena yanıldın. Hiç elin oğlu tutup