Aylık Arşiv:: Kasım 2015

BU SALTANATIN YELLER ESER BİR GÜN YERİNDE

“Seyretti havâ üzre denir taht-ı Süleyman Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde!”   Türk edebiyatının başlıca muhalif şairlerinden Ziya Paşa’nın ünlü Terkib-i Bend  başlıklı şiirinin en vurucu beyitlerinden biridir bu dizeler. Bu iki dizeyle  zamanının haramzade muktedirlerine Ziya Paşa, “Bir zamanlar tahtının havada uçtuğuna inanılan saltanat sahibi Hazret-i  Süleyman’ın iktidarı bile sona erdi. O’nun bir

YANLIŞ HESAP MUHTEREM (!)

Yanlış hesaplar yapıyorsun muhterem(!), kır atlar, yalın kılıçlar yok artık çöllerde. Kumsalın üstünde develer değil, zırhlı araçlar dolaşıyor. Yalın kılıçlı fellahların yerini çok zaman önce rambo kılıklı coniler almış, macera değil, petrol peşinde koşuşan coniler. Conilerin senin sırtını sıvazlamalarına fena aldandın, sandın ki seni çöllerin sultanlığına getirecekler. Yanıldın muhterem, fena yanıldın. Hiç elin oğlu tutup 

DERİN SORGU

Devletler de canlılar gibidirler. Doğarlar, büyürler, yaşarlar, çökerler, kendilerini yaratan ihtiyaçları karşılayamaz hale gelirler ve ölürler. Ölenlerin yerini bu ölümleri hazırlayıp gerçekleştirenlerin ihtiyaçlarına uygun  yeni devletler alır.   Türkiye şimdi böyle bir süreci yaşıyor: Kurtuluş savaşının ve Cumhuriyetin kuruluş döneminin nesnel koşulları halkı Atatürk ve arkadaşlarının çevresinde birleşmeye zorlamıştı, çünkü emperyalizmin üniformalı, tüfekli – süngülü

DİNCİLERİ ANLIYORUM, DİNDARLARI DEĞİL…

Adlarını bildiğimiz ya da bilmediğimiz pek çok din var yeryüzünde. Eski, yeni, kitapsız, kitaplı… Ve bu dinlere, bu dinlerin doğaya, toplumlara, yaşama ve ölüme dair açıklamalarına, toplumsal ve özel yaşam için öngördükleri davranış kurallarına inanan pek çok insan… Ve bu inananlar, dinden söz  edildiğinde yalnızca kendi dinlerinin gerçek ve biricik din olduğunu, ölümden sonra yalnız

AK SARAY’IN ÇÖPLÜĞÜ

İnsanlığın tarihsel gelişim sürecini inceleyen bilimin genel adı Antropoloji’dir. Antropoloji, insanın geçmişte kalmış ve günümüzde süregelen tüm maddî ve kültürel var oluş belgelerini toplar, akademik yöntemler ve yaklaşımlarla inceleyip yorumlar, bilim dünyasına duyurur  ve  topladığı belgelerin koruma altına alınmasını sağlar.   Söz konusu inceleme ve araştırmalar uzak geçmişe yönelikse, kuşkusuz, insanların bin yıllar öncesinde küçük

EYYY MUKTEDİRLER, ÇATLAYIN !…

Çatlayın ey muktedirler! Bir türlü karartamadınız ruhumuzu, yaşama sevincimizi yok edemediniz! Son 12 yılın her birinde, her mevsiminde, her ayında, haftasında, her gününde, her saatinde her dakikasında, saniyesinde  beynimizi topa tutunuz. Yalanlarınızla, iftiralarınızla, yasaklarınızla beyinlerimizi dumura uğratmaya çalıştınız. Tomalarınızla, biber gazlarınızla. gerçek ve plastik kurşunlarınızla, dipçik ve postallarınızla, kiralık palalı, meşe odunlu yargısız infazcılarınızla, kısacası

BANA BENİM DİLİMLE SÖYLEMEZSEN

Daha sözcükleri doğru dürüst söyleyemezken bile soru sormada  üstlerine yoktur bebelerin. Mu ne?, Mu ne? Mu ne?  Eliyle gösterdiği ya da parmağıyla dokunduğu nesnelerin adlarını söylersiniz, tekrarlarlar. Biraz sonra aynı nesneleri teker teker gösterip aynı soruları tekrar tekrar sorarlar, bıktırıp usandırıncaya kadar. Sorulara konu olan şeyler hep somuttur, elle dokunulan, gözle görülen, ağza alınıp tadına

MEGALOMANİ: KORKUNÇ HASTALIK

Uzmanların söylediği doğruysa  insanın aklına tebelleş olabildiği bilinen bin dolayında hastalık var. Bunlardan biri aşağılık  kompleksi ya da duygusu. Aşağılık duygusunun tam karşıtı da megalomani. Türkçesiyle BÜYÜKLÜK TAKINTISI.  Aşağılık kompleksi olanlar kendilerini her bakımdan yetersiz, herkesten değersiz görür, hep birilerinin himayesine sığınma, kendilerini koruyacaklarına inandıkları güçlü kimselerin kanatları altında yuvalanma arayışına girerler. Megalomanlarsa bunun tam

NEVALE PAKETLERİ, OLTALAR , YEMLER, ONUR…

Muktedirlerin  nevale torbaları gönderdikleri gurebaya nasıl müstehzi, nasıl tepeden baktıklarını, onlara el öptürmeye nasıl hazır olduklarını görmemiş olmanızı dilerim. Görebilenler için manzara korkunçtur, iğrençtir. Bir yanda boş midelerin, gurultusu, soğuktan kızarmış çıplak ayakların titremesi öte yandan muktedirlerin mağrur sırıtışları arasında gerçekleşen sadaka törenleri insan onuruna saygılı kimseleri  isyana sürükler. Çünkü  onlar sadakaya değil, insanların kardeşlik

BİZLER NE Mİ İSTİYORDUK ?

Bizler ne mi istiyorduk? Bizler, her şeyden önce herkesin sağlıklı, mutlu, ilgileri  ve yetenekleri doğrultusunda en iyi biçimde eğitilmesini istiyorduk! Bizler, her şeyden önce herkesin ailesini insanca besleyebilecek düzeyde sürekli ve güvenli bir gelire sahip olmasını, herkesin, eline sıkıştırılacak ya da cebine sokuşturulacak üç beş  kuruşun,  ailesine birkaç gün yetecek erzak  poşetlerinin yolunu gözlemekten kurtulmasını,