AK SARAY’IN ÇÖPLÜĞÜ

İnsanlığın tarihsel gelişim sürecini inceleyen bilimin genel adı Antropoloji’dir. Antropoloji, insanın geçmişte kalmış ve günümüzde süregelen tüm maddî ve kültürel var oluş belgelerini toplar, akademik yöntemler ve yaklaşımlarla inceleyip yorumlar, bilim dünyasına duyurur  ve  topladığı belgelerin koruma altına alınmasını sağlar.

 

Söz konusu inceleme ve araştırmalar uzak geçmişe yönelikse, kuşkusuz, insanların bin yıllar öncesinde küçük topluluklar halinde yaşadıkları mağaraların, yerleşim yerlerinin konut kalıntılarının içinde ve çevresinde yapılır. Çok bilgili, titiz uzmanların gözetim ve yönetiminde yapılan bu çalışmalarda, o ilkel barınakların zeminlerinde, küllüklerinde, çöplüklerinde… bilimsel değeri çok yüksek olan kalıntılara rastlanabilir. Bu kalıntılar ve buluntular, bilim adamlarının o çağ insanlarının uygarlık düzeyleri, yaşama ve beslenme biçimleri ve inançları konularında çok değerli bilgiler verebilir…

 

İnsanlık, yukarıda anılan araştırma ve incelemelerle, yazının icadından önceki yüz binlerce yıl süren dönemle ilgili olarak pek çok kalıntıyı, buluntuyu elde edip incelemiş, yorumlamış ve yazı öncesi geçmişteki insan yaşamıyla ilgili ancak oldukça güçlü tahminler yürütebilmiştir.  Yazının icadından sonra ise insan topluluklarının bilimsel, teknolojik, yönetsel, ekonomik, örgütsel düzeyleri, inançları v.b. konularda kabaca da olsa bilgiler edinme olanakları doğmuştur. Örneğin Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen belgelerden, insanlığın günümüzden beş bin yıl öncesinde şehir devletleri kurabilecek düzeye geldikleri, ülkenin nasıl yönetileceğine dair yazılı hukuk metinlerinin ortaya çıkıp uygulanmaya başlandığı, kralların ülkeyi yönetme hakkını ve görevini tanrılardan aldıklarını açıklama gereğini duydukları, aile, ceza ve ticaretin yasalarla düzenlenmesine ihtiyaç duyulduğu, köleliğin  ve cariyeliğin yasayla düzenlendiği, eğitim ve öğrenimin okullarda gerçekleştirildiği, fuhşun kutsal bir hizmet olarak tapınaklarda ve tapınak yararına icra edildiği, bundan dolayı da fahişelerin büyük saygı gördüğü, anne ve babalarının kızlarının kutsal tapınaklardaki bu hizmetlerinden gurur duydukları… öğrenilebilmiştir.

 

Çağdaş antropologlar ve arkeologlar nasıl geçmiş uygarlıkların, ve toplumların ıcığını cıcığını anlamak için geçmişin geçmişini kurcalıyor, soylarını soplarını ortaya çıkarmak için günümüzün bilgisi olan genetikten bile sonuna kadar yararlanıyorlarsa, hiç kuşku yok, geleceğin arkeologları, antropologları, mimarları, etik bilimcileri ve daha nice bilim insanları bizim açlıktan ve soğuktan ölen bebelerimizin yaşama ortamlarını, işsizlikten intihara yönelen gençlerimizin bedenlerinden kalan toprakların kimyasal yapısını, ölüm ocakları gibi çalıştırılmış maden ocaklarını, orta ve yüksek meslek okullarından mezun ettikten sonra sokakta bırakılan yüz binlerce genç insanı, okul diye çalıştırılmış beyin yıkama fabrikalarını, fuhşa ve uyuşturucuya sürüklenmiş yoksul gençlerin –yazmışlarsa- anılarını, gecekondularla rezidansları, yırtık lâstik pabuçlarla özel uçakları, Aksarayları, ve… Aksarayların çöplüklerini… araştırıp inceleyecekler, anlamaya, yorumlamaya çalışacaklar!

 

Pekiyi, anlayabilecekler mi ? Hayır! Anlamlandırabilecekler mi? Elbet de hayır!

Çünkü bilim insanları bilirler ki her şey ihtiyaçtan doğar ve gerçek ihtiyaçlara cevap verebiliyorsa anlam kazanır. Değilse, anlamsızdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir