BANA BENİM DİLİMLE SÖYLEMEZSEN

Daha sözcükleri doğru dürüst söyleyemezken bile soru sormada  üstlerine yoktur bebelerin. Mu ne?, Mu ne? Mu ne?  Eliyle gösterdiği ya da parmağıyla dokunduğu nesnelerin adlarını söylersiniz, tekrarlarlar. Biraz sonra aynı nesneleri teker teker gösterip aynı soruları tekrar tekrar sorarlar, bıktırıp usandırıncaya kadar. Sorulara konu olan şeyler hep somuttur, elle dokunulan, gözle görülen, ağza alınıp tadına bakılan… nesnelerdir.Yani ilk öğrenilenler, ilgi çekenler çocuğun kendi bedenindeki ya da çevresindeki somut varlıklardır.  Dil öğrenimi böyle başlar. Diğer dil öğelerinin öğrenilmesi daha sor gelir ve soyut oldukları ölçüde  öğrenilmeleri, anlaşılmaları ve kullanılmaları kişiden kişiye değişir,

 

Günlük yaşamımızda çevremizdeki insanlarla çeşitli konularda iletişim kurmak, duygu, düşünce, kanaat ve önerilerimizi paylaşmak gereğini duyarız. Eğer iletişimimiz bizim dilimizi bilmeyen yabancılarla olacaksa, onların diliyle meramımızı anlatmaya çalışırız ki akla uygun olan da budur. Ama muhatabımız kendi dilimizi konuşan kimselerse iş değişir. Yurttaşlarımızla konuşurken belki de bilgiç görünmek için sözlerimizin arasına birçok yabancı dil unsurunu da katarız. Böylece, karşısında sular seller gibi ahkâm kestiğimizi, kendisini fena halde aydınlattığımızı (!) sandığımız muhatabımız bizim ne demek istediğimizi bir türlü anlayamadığı gibi, bizi dinlemek  için harcadığı vaktine de acır durur!

 

Sevgili sosyal demokratlarımız, sevgili aydınlarımız kendi aralarında konuşup tartışırlarken teknik ve felsefî terimleri kullanır, yabancı dil zenginliklerini diledikleri gibi sergileyebilir, birbirlerine hava atabilirler. Ama halkla konuşurlarken dinleyicilerinin dil sınırlarını zorlamasınlar lütfen. Çünkü bilinmeyen kavramlarla, terimlerle sıkış tepiş doldurulmuş konuşmalar, yazılar yazarı, konuşmacıyı, yaman bir ukalâ dümbeleği mertebesinden öteye taşıyamayacağı gibi, okuyucuyu, dinleyiciyi de karşı cepheye itmekten başka işe yaramaz.

 

Seçim günleri yaklaştığında hep aynı yakınmaları duyarız aydınlardan:  “Halk bizi anlamıyor!” Halk sizi nasıl anlasın be kuzum? Meramınızı anlatırken kimin gündemini ele alıyorsunuz? Konuşulacak konuları halkın yaşamından mı çıkarıyorsunuz, akademik çevreden ya da Şişli sosyete ortamından mı? Çocukların dil öğrenme sürecinden  söz ederken belirtmeye çalıştığımız gibi, insan, önce somut olanı tanır, sonra yaşamının verdiği ölçüde soyut kavramlara yükselir. İneğini, koyununu sağdıktan sonra kahvehaneye gelerek vakit geçiren adama, tv ekranlarında evlenme  boşanma muhabbetinde kaybolup giden teyzeye karşı kullandığın dil, tartıştığın konu onun köyünden, kasabasından teğet bile geçmiyorsa seni neden dinlesin, yazdığını, söylediğini nasıl anlasın?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir