BİRAZ DA GÜLÜMSEYİN BE İNSANLAR!…

Yatakta, evde, sokakta,  sınıfta, okulda, çarşı – pazarda, işyerinde, kısaca yaşamın her noktasında meymenetsiz suratlarla karşılaştığımızda içimiz kararır haklı olarak. Daralırız. Bunalırız. Güvenlikte bulunmadığımızı düşünürüz. Korkarız. Mutsuz oluruz. İster istemez kendimizi savunma gereğini duyarız. Kendimizi savunma durumunda ise tüm dikkatimizi, tüm enerjimizi buna yönelttiğimiz için öğrenme, üretme, sosyal ilişkileri geliştirme yolunda kullanacak enerjimiz kalmaz. Tıpkı savaşa tutuşan devletlerin giderek yoksullaşması… gibi.

 

Meymenetsiz suratlarıyla bizi bu duygularda boğan kimseler bunu ya psikolojik rahatsızlıklarından yaparlar ya da bizi  yıldırarak içinde bulunduğumuz ortamdan uzaklaştırmak, açıkçası kovmak için böyle davranırlar. İstenmeyen kişiyi  yıldırıp kovma, uzaklaştırma amacı taşıyan bu tür davranışlar daha çok işyerlerinde uygulanır ve mobbing diye adlandırılır. Bu uygulamadan beklenen sonuç, hedef alınan kişinin artık orada istenmediğini anlayıp istifa etmesi, böylece kıdem ve ihbar tazminatlarından vazgeçmesidir. Mobbing, sömürü  düzeninin  en aşağılık araçlarından biridir ve hedef alınan kişileri çoğu kez ruhen çökertir, düpedüz hasta eder, depresyona sokar, çalışma gücünü ve isteğini ortadan kaldırır. Daha birkaç yıl önce, bölgemizdeki bir tekstil fabrikasında bilinçle uygulanan mobbing’in  yüzlerce gencimizin ruh sağlıklarını  bozduğunu, aşağılanmalardan kurtulmak amacıyla işçilerin pek çoğunun kıdem tazminatlarını, fazla çalışma ücretlerini, yıllık izin ücreti v.b. alacaklarını falan dava konusu bile etmeden işlerini terk ettiklerini bilen bilir…

 

Mobbing denilen zulüm yalnızca işyerlerinde uygulanmaz. Evlerde de aynı zulmün  istenmeyen kişiyi evden uzaklaştırmak, evi terke veya boşanmaya zorlamak amacıyla uygulandığını sıkça görüyoruz:  Kimi insanlar, gözden çıkardıkları eşlerini, çocuklarını, yakınlarını çevrelerinden uzaklaştırmak için mobbinge, yani karşısındakini istenmezlik, sevilmezlik, dışlanmışlık, değersizlik gibi duygulara sürüklemek için türlü yolları denerler. Aynı ortamda yaşadıkları halde onları görmezden, duymazdan gelirler. Muhatap kabul etmezler. Kısacası yok saydıklarını gösterecek her çareye başvururlar. Eşinizin, çocuklarınızın, anne ve babanızın, kardeşlerinizin… size karşı böyle davrandıklarını düşünün! Böyle baskılara konu olmak, kuşku yok ki  herkesi perişan eder. Gözümüze uyku, boğazımıza lokma girmez olur… Kısa zamanda depresyona gireriz. Çaresizliğimiz, umutsuzluğumuz  günden güne artar, artar… Bu zulüm böyle sürüp giderse, kuşku yok ki  sonunda ruh sağlığımız tümden bozulur.

 

Öğretmen, öğrenci ya da yönetici iseniz. İstenmezlik, sevilmezlik, sayılmazlık duygusuna kapıldığınızda sizden beklenen verimliliği sergileyebilir misiniz? Olacak iş mi bu koşullarda başarı?

 

Ey insanlar, işte bu nedenlerledir ki, aynı yastığa baş koyduğunuz eşinizi, size sevgiyle ve çaresizce bağlı olan çocuklarınızı, ömürlerini sizin için tüketen anne ve babalarınızı, yakınlarınızı sevgiyle, saygıyla kucaklayın. Bilin ki onlar da en az sisin kadar sevgiye, saygıya, korunmaya, kabullenilmeye değerdirler. Yüzünüzü asarak, sırtınızı dönerek,  yok sayarak, aşağılamayın onları! Onları sevgisizlik batağına itme hakkınız yok.  İşçinize, komşunuza, çevrenizdeki herkese gülümseyin. Gülümseyemiyor, hiçbir haklı neden yokken saldırganlaşıyor, somurtuyorsanız, sevenlerinize sırtınızı dönüyorsanız bir doktora görünmenizde büyük yarar vardır.  

 

 O halde hep somurtup durmayın, biraz da gülümseyin be insanlar!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir