BİZ ANAMIZDAN BİZ BABAMIZDAN BÖÖÖLE Mİ GÖRDÜK !!!

Muhafazakârlık Arapça bir sözcük. Eskiye bağlı, hiçbir şeyi değiştirmeden tutmak isteyen, tutucu… anlamında kullanılır.  İkiyüzlü siyasetin demirbaş kavramlarından biridir. Orta ve ortanın altında zekâlıları paketleyip seçim sandıklarına taşımada kullanılan bir ambalaj malzemesi olarak kullanılmaktadır.

 

Bilindiği üzere zekâ, kısaca sorunları kavrama ve uygun çözümler bulabilme yetisidir. Düşük  ve orta zekâlılar günlük yaşamlarını güçleştiren sorunları pek fark edemezler, dolayısıyla bunları gidererek yaşamlarını kolaylaştırma yoluna da giremezler. Böylece yaşam onlar için “BÖYLE GELMİŞ; BÖYLE GİDER:”

 

Zekâ düzeyleri ortanın üstünde veya daha yüksek olanlarsa yaşamlarının hem kendileri hem de başkaları için daha sorunsuz, daha güzel olabileceğini, bunun içinse işlemekte olan çarkın işleyişinin değiştirilmesi gerektiğini fark edebilirler. Bu noktada çıkar çatışması çıkar ortaya: Kurulu düzenden nemalananlar    kendilerine hizmet eden böyle gelmiş böyle gider düzeninisürdürebilmek için düzene karşı yöneltilen eleştirileri ve halk çoğunluğunun yararına olacak talepleri püskürtmek için çok çeşitli yollara başvururlar. Muhafazakârlık iddiası bunlardan biridir. Mevcut düzenin süregitmesini isteyen ve kendilerini muhafazakârlar diye tanımlayan kurulu düzen yanlıları, değişiklik isteyenlere karşı “Eski köye yeni adet mi!”, “Biz anamızdan, biz babamızdan bööööle mi gördük!” gibi dışlayıcı, aşağılayıcı, saldırgan söylemlerle karşı çıkarlar. Muhafazakârlar, değişim yanlılarına karşı en büyük desteği düşük ve orta düzeydeki zekâlılarla zekâ sorunu olmayan ahlâk yoksunlarından alırlar.  Zekâ sorunu olmayan ahlâk yoksunlarının hakkı gözetmek gibi, insanların emeğinin, alın terinin bedelini ödemek gibi, saygılı olmak gibi, güçsüzleri koruyup kollama gibi… insanî kaygıları yoktur. Onlara göre her şey onların, yalnız onların hakkıdır. Düşük ve orta zekâlıların büyük çoğunluğu doğal olarak onların çevresinde ve yönetimleri  altındadır. Çünkü Hayvanlar aleminde güçlüye boyun eğmek, onun çöplüğünden geçinmek, onun artıklarından beslenmek esastır ve insanî değerleri, ahlâki değerleri olmayanların yalnızca insan suretinde olmaları onların insanlaşmasına elbet yetmez. Onlar, insanlığın yararına  olabilecek tüm düzenleme önerilerine karşı çıkarlar ve bunu muhafazakârlık gibi, gelenek, görenek, örf ve adet gibi dinsel çağrışımlı maskelere, kılıklara bürünerek karşı çıkarlar. “Biz anamızdan, biz babamızdan böööle mi gördük?  Eski köye yeni adet mi?” gibi söylemlerle karşı çıkarlar. Çabaları, halkın olup bitenlerden bi haber kesimini  sömürmelerine elverişi düzeni ilânihaye  sürdürebilme arzusundandır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir