BU DÜNYANIN AĞALARI

“Kapıyın iti oluyum Ağa’m, gozünün yağını yeyim, pokunu yeyim Ağa’m, aman deyim Ağa’m” gibi alçaltıcı sözler, ağalık düzeninin ağırlıkta olduğu yörelerimizin ezik, çaresiz insanlarının dilinde bu gün bile en çok kullanılan sözlerdir. Bir kısım insanın uzay turizmine hazırlandığı günümüzde pek çok yurttaşımızın ağalarına hala böyle yaltaklanmak, yalvarıp yakarmak zorunda olmaları yalnız o zavallıları değil, hem  kendini insan sayan hem de bu rezilliğe seyirci kalan herkes için utanç verici, yüz kızartıcı bir durumdur.

 

Marabaların, az topraklı köylülerin büyük toprak sahibi ağalar önünde böyle ezilip, eğilip bükülmeleri yurdumuzda yalnızca geçmişte yaşanmakla kalmadı. Aynı yüz kızartıcı tablo günümüzde de yaşanmaya devam ediyor, hem de yaygınlaşarak, çeşitlenerek… Ağa denilince eskiden yalnızca büyük toprak sahipleri akla gelirdi. Şimdi öyle mi ya? Ne  yeni türedi  ağalar var günümüzde:

Sendika ağaları mı istersiniz, belediye ağaları mı, siyaset ağaları mı… Saymakla bitmez! Vaktiyle bir belediye ağası vardı,  küfürbazlığıyla meşhur! Belediye çalışanlarından, kendisiyle görüşmek isteyen sıradan yurttaşlardan  hiç kimse onun gazabından, ana avrat, soy sop küfürlü iltifatlarından, hatta tekme tokat okşamalarından nasipsiz kalmamıştı. Öyle sevecen bir ağaydı yani. Hatta bir gün kendi partisinden bir meclis üyesi, yerel gazetelere  yaptığı açıklamada, belediye ağasının  her vesileyi fırsat bilerek kendisine, anasına, avradına, yedi sülalesine dümdüz iltifatlar etmesine en derin şükranlarını sunarak istifa ettiğini kamu oyuna duyurmak zorunda kalmıştı.

 

Günümüzün kimi sendika ağalarının mütevazi saltanatlarını ve patron sofralarında ne yaman bir yeme içme mücadelesi verdiklerini işçi kardeşlerimiz yakından bildikleri için ayrıca bir şeyler söylemeye gerek yok.

 

Siyaset ağalarımıza gelince… Onların muhatapları öyle marabalar, az topraklı köylüler, sendikalı işçiler falan değil elbet. Onlar, siyaset tarlalarında yetişenler arasından bahçıvanlarına, kahyalarına seçtirdikleri en münasip parmaklardan kendisine en uygun olanları oy pusulalarında hizaya sokarak ya da sıraya dizerek memleket hizmetine sokar vatan kahramanlarıdır. Hikmetlerinden sual olunmaz. Onların dedikleri dedik, çaldıkları düdüktür. Dik dedikleri dikilir, yık dedikleri yıkılır. Onlar, büyüktür. Çok büyüktür! Memlekette olardan büyük ağalar yoktur. Memlekette olardan büyük ağalar yoktur da, dünyada vardır! Dünyayı bizim memleketin ağaları değil, dünyanın ağaları yönetir. E.., ne derler, ağalardan büyük ağalar vardır, onlar da Dünyanın ağalarıdır.

 

Dünyanın ağaları analarının gözüdür. her şeyi duyar, her şeyi görür, her şeyi bilirler. Sizin uçağınızın düştüğünü siz bilirsiniz örneğin, ama nasıl düştüğünü bilemezsiniz, onlar bilirler. Sizin uçaklarınız bir yerleri bombalarlar, parçalayıp öldürdüklerinizin kimler olduğunu siz bilemezsiniz, onlar bilirler. Dünyanın falanca köşesine asker gönderin derler, siz gönderirsiniz de askerlerinizin  neden oraya gitmesi gerektiğini  siz bilemezsiniz, onlar bilirler! Onlar cetvellerini, pergellerini ellerine alır, yeni haritalar çizerler ve kağıt üzerindeki bu haritaların toprağa kanla çizilmesini isterler, sizin ağalarınız buna dünden teşnedir ama kimi münafık yurttaşlar çıkar, “Bizim dünya haritasını yeniden çizmekle ne işimiz olabilir?” derler, sizin ağalarınız kem küm eder, duraklamaya kalkar,  Dünyanın ağaları bu duraksamanıza bozulur, “Hooop!” diye bağırırlar, sizin ağalarınız “BOOOP” diye anlar ve…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir