BÜTÜN ZAMANLARIN KANUNU…

Küçük çocukların davranışlarını gözleyin: Kendi oyuncakları kendilerinindir, Onları kimseyle paylaşmak istemezler. Başka çocukların oyuncaklarına da sahip çıkarlar.  Alamazlarsa kıyameti koparırlar. Anneleri yalnız onların anneleridir. Annelerini başka çocuklarla, hatta kendi kardeşleriyle bile paylaşmak istemezler. O yaşlarda  kardeşlerine ve başkalarına karşı başlattıkları açıkça kıskançlık savaşlarını, yaşayarak öğrendikleri  paylaşma zorunluluğu karşısında her yaşta biraz daha maskeleyerek, biçimden biçime sokarak yaşamları boyunca sürdürürler. Bu tabloyu başka kimselerin yaşamlarında gözleyebileceğimiz gibi, kendi yaşamımızı, davranışlarımızı da gözden geçirerek açıkça tespit edebiliriz. Annemizin bize verdikleri, bütün yaşamımızın en doyurucu nimetleridir. Çünkü bu nimetler bize tamamen bedelsiz sunulmuştur. Annelerimizin, verdikleri için bizden hiçbir bedel talepleri olmamıştır.

 

Annelerin yavrularını  bedelsiz besleyip gözetmeleri, sevmeleri, korumaları insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de geçerlidir.

 

Hayvanlar da insanlar da annelerinin sunduklarıyla yetinemeyecek kadar büyüyüp geliştiklerinde, besinlerini elde etmek ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak için kendi başlarının çaresine bakmak zorunda olduklarını yaşayarak öğrenirler.

Bu durumda iki yoldan birini ya da duruma göre her ikisini de seçmek zorunda kalırlar. Besinlerin ve sair gereksinimlerin elde edilmesinin en akılcı yolu besinleri ve gereksinilenleri doğadan toplamak, avlamak ya da bizzat üretmektir. Toplamanın, avlamanın ve üretmenin ancak çalışmakla, başka bir deyişle yeter miktarda enerji tüketerek mümkün olduğu ise açıktır. İkinci yol, yani çalıp çırpmak, gasp etmek, yağmalamak ise  sonu bu yolu seçenler için başlangıçta belki doyurucu, ancak sonuçta yönelenleri için çok zararlı bir yoldur,

 

Enerji, canlıların en vazgeçilmez, en yaşamsal varlığıdır. Canlılarca üretilip tüketilen enerjinin elde edilmesi için önce güneş ışığının yer yüzüne ulaşıp kara ve denizlerdeki bitkilerce fotosentez yoluyla bitki formlarına dönüştürülmesi, sonra bu bitki formlarının otçul hayvanlarca yenilip sindirilerek hayvansal hücrelerde  birikmesi gerekir. Etçil hayvanların otçulları ya da hem etçil hem otçul olan hayvanları yemesiyle, enerji depolamış hayvansal hücrelerdeki enerji kaynağı, bu kez etçil hayvanın hücrelerinde yakılarak harekete dönüşmeye hazır hale gelir. Aynı süreç insan için de geçerli ve elbet çok yorucu, çok risklidir. Enerjinin elde edilmesindeki bu uzun ve tehlikeli süreç, insanları da, hayvanları da EN ÇOK ENERJİYİ EN KOLAY VE EN  RİSKSİZ YOLLARDAN SAĞLAMAK, EN TUTUMLU BİÇİMDE KULLANMAK GİBİ EVRENSEL BİR EĞİLİME MAHKUM ETMİŞTİR. BU EİĞİLİM, HAYVANLARI  AVLARINI EN ZAYIFLAR, SAVUNMASIZLAR  ARASINDAN SEÇMEYE YA DA BAŞKA AVCILARIN AVLARINDAN PAY KAPMAYA YÖNLENDİRİRKEN, İNSANLARI İSE BİR YOLU VARSA  İSTENİLEN SONUCU BAŞKASININ EMEĞİYLE ELDE ETMEK  YANİ BAŞKALARINI EN UZUN SÜRE, EN UCUZA VE HATTA MÜMKÜNSE ÜCRETSİZ ÇALIŞTIRARAK, YANİ KÖLELEŞTİREREK, CARİYELEŞTİREREK, BU OLMAZSA ÖRGÜTSÜZ, SENDİKASIZ, SİGORTASIZ ÇALIŞTIRARAK, KISACASI BAŞKALARINI SÖMÜREREK YAŞAMAK GİBİ AHLAKA UYGUN OLMAYAN UYGULAMALARA YÖNELTMİŞTİR. Bu yöneliş, başlangıçtan bu güne, insanlık tarihinin kaçınılmaz olarak böyle şekillenmesine neden olmuştur. Kendi mağarasında, kulübesinde, klanında… kendinden küçüklere ve güçsüzlere tahakküm ederek kendi işini gördüren, işleri kendi çıkarına göre planlayıp, düzenleyip yöneten insan,  tarihsel süreçte hep aynı kanuna, başkasının emeğine, alın terine, enerjisine el koyarak toplumu kendinden küçükleri de güçlerine göre bir hiyerarşik sıraya dizerek… yönetegelmiştir.  Bu hiyerarşik dizilimde, ya da bu sömürü piramidinde öyle sağlam bir yapı vardır ki piramidin tepesindeki kilit taşının altında yer alan her sözüm ona hiyerarşik konum sahibi, kendisinin altındakilere bakarak kendisini üstün görmekte ve bundan köleleştirici bir haz almaktadır. Bunun kaçınılmaz sonucu ise, hemen herkesin sömürü piramidinin korunmasında kendisini gönüllü koruyucu  olarak görmesidir.

 

Bütün zamanların kanunu, ancak çok az sayıda insanca insanlığa aykırı, insan haklarına ve  ahlaka aykırı bir yapı olarak anlaşılmış ve değiştirilmek istenmiş ise de çok büyük savaşımlara, milyonlarca insanın canına rağmen sonuç alınamamıştır. Öyle görünüyor ki, insan haklarına aykırı, ahlaka aykırı olan bu bütün zamanların kanunu uzun bir süre daha yine sömürülenlerin de akıl almaz destekleriyle  varlığını ve egemenliğini sürdürecektir. Bütün zamanların kanunu  karşısında şimdilik yalnızca hayvani güdülerini aşabilmiş, sömürünün çirkinliğini görebilmiş, gerçekten insanlaşabilmiş bir avuç insan durabilmektedir. Dileriz zaman bu insanların lehine çalışsın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir