Makaleler

CHP BANDIRMA BELEDİYE BAŞKANI ADAYLARINA ÖNERİLERİM

Mart 2019 yerel seçimlerinde  Bandırma Belediyesi başkan adaylığı için hazırlık  yapan değerli partili arkadaşlarımın tümünü tanıyor bu göreve layık insanlar olduklarını biliyorum. Kişiye çok büyük sorumluluklar yükleyecek bu göreve böyle aydın, değerli arkadaşlarımın cesaretle talip olmaları gerçekten sevindirici. Kendilerini candan kutluyorum. Değerli adayların adaylık açıklamalarında ortaya koydukları tasarılar elbet olumlu. Desteklenmeye değer. Adaylardan hangisi seçilirse

İNSANLAŞMANIN YOLU: EMPATİ

EMPATİ kavramını kısaca canlıların beden dilerini anlamak olarak tanımlayabiliriz. İnsanı insanlaştıran empati yeteniğini esasen çevremizdeki kimi hayvan türlerinde de görebiliriz. Örneğin bir kuş yuvasındaki yavrulara saldırmağa kalkışan bir yılan ya da bir yırtıcı olursa çevredeki anne ve baba kuşlardan başka aynı türden bir çok kuş da çığlıklar atarak, pike uçuşları yaparak  saldırganı ürkütüp kaçırmağa çalışır.

GÜCE TAPANLARDAN MISINIZ?

Alınmayın lütfen. Sözüm elbet erdemli insanlara değil. Ama çevremizde güce tapan öyle çok canlı var ki… örneğin pek çok hayvan türünün erkekleri kendilerini dişilere kabul ettirebilmek için sürülerindeki diğer erkeklerle kıyasıya kavgaya tutuşur. Dişiler bu kavganın tarafsız seyircileridir. Kavganın yenileni yani güçsüz düşeni kaçıp canını kurtaramazsa ölür gider. Artık bay güçlü sürünün hem baş dölleyicisi,

İTİBAR İSRAFLA DEĞİL DÜRÜSTLÜKLE KAZANILIR

Müsrif misiniz diye sorulsa çoğu kez “Müsrif değilim!” deriz ama bu yanıtımızın doğru olmadığını da düşünürüz. Kendimizi müsrif olmadığımıza, zamanımızı, imkanlarımızı boşa harcamadığımıza, elimizdekini avucumuzdakini saçıp savurmanın hem aptalca  olduğunu  hem toplumca kınandığını biliriz. Bundan dolayı çoğu kez inkara, daha doğrusu kendimizi kandırmaya yöneliriz. İsrafın pek çok çeşidi, yolu var! Zamanımızı, ömrümüzü israf etmek, israfın

İNSANA İHANET İNSANLIĞA İHANETTİR!

İnsanı insan yapan ama çoğu kez de onu ciddi zararlara sokan başlıca hasletlerden biri  başka insanlara güven duymasıdır. Birine inanan, güven duyan insan, güvendiği kimselerin sözünün eri, özü sözü doğru, namuslu, dürüst insan olduğuna hiç kuşku duymaksızın inanır, güvenir; ona adeta tapar! Güvendiği kişilere yöneltilen eleştirileri adeta bizatihi kendisine yöneltilmiş hakaretler olarak  algılar, güvendiğini canla,

ÇOCUKLARIMIZI KİMLERE TESLİM EDİYORUZ.

 Çocuklarımız, torunlarımız olur, sevinçten ayaklarımız yerden kesilir. Canımız, ciğerimiz onlar. onlar için adlardan ad, sıfatlardan sıfat, makamlardan makam beğenmeyiz. Yemeyiz yediririz, giymeyiz giydiririz. El bebe gül bebe büyütmeye çalışırız onları… Ve zaman su gibi akıp geçer,  öğrenim  çağına girerler.. Kreşlere, ana okullarına, ilköğretim okullarına, ortaoğretim okullarına, yükseköğretim okullarına, kurslara göndeririz, kimselere muhtaç olmasınlar, ekmeklerini kazansınlar,

HAYIR, HAYIR, HAYIR !

Hayır, Hayır, Hayır!… Çünkü her akıl dünyayı ve olayları kendi penceresinden ve kendi gözüyle görür! Çünkü hiç bir pencere her yere, her şeye açık değildir. Görüş alanı her yeri, her şeyi  hiç bir zamanı kapsayamaz! Çünkü hiçbir akıl her şeyi değerlendirebilecek bilgi birikimine ve deneyime sahip olamaz. Bilgi ve deneyim birikimi dışında kalan konularda yanılmaya,

GÖRMEMİŞ’İN MEDYASI OLMUŞ, …

Görmemiş’in Teki’ni nasıl tanımazsınız  be canım? Hani şu hiç umudu yokken her nasılsa oğlu olup da  tutup  şeyini koparangillerden. Hani şu aynaya bakıp bakıp “Ben  neymişim be aabii!”  diye diye  sevindirik olanlardan!  Hani  konumundan geldiğini varsaydığı sınırsız güçten sarhoş olup elini öpmeye gelen bebelere  “Bu  tepenin doruğuna çıkarsanız artık sizi kimse tutamaz! İstediğinizi asar, istediğinizi

BÜYÜK MÜYÜZ KÜÇÜK MÜ?

Şu uçsuz bucaksız evrende ne kadar  yer kapladığını bilmediğimiz dünyada bir toz zerresince bile yeri olmayan bizler,  bu gün diğer varlıklarla, canlılarla birlikte var ve yaşıyor olmanın keyfini çıkaracağımıza son derecede saçma bir üstünlük yarışına girişiyor, kendimize eşref-i mahlukat payesini yakıştırıyoruz. Bu da yetmiyor, eşref-i mahlukat arasında kendimizi başkalarından genellikle büyük görüyor ve karşımızdaki küçük

BABACIĞIM  BAŞKA NASIL DÜŞÜNEBİLİRDİ  Kİ?

Sevgili babacığım başka nasıl düşünebilirdi ki? Tıpkı yüzlerce, hatta binlerce yıl önceki ataları gibi bir yaşamı sürdüregelmişti: Ailemizin geçim kaynağı olan davar sürüsünü gütmek, bu işin getirdiği sorunlarla boğuşmak, bunun için de  atadan dededen gördüğü ve elbet onların da kendi atalarından, dedelerinden görüp duyup çocuklarına naklettikleri çözüm yollarını denemekten başka yaptığı bir şey yoktu: Koyunlar,