CİNSEL SAPIKLIĞA DAİR…

Doğada canlıların pek çoğunun üremesi aynı türün erkek ve dişi bireylerinin cinsel birleşmeleriyle mümkündür. Üreme, üreme sürecinin gerçekleşmesi için gerekli doğal koşulların varlığını, yani erkek ve dişi bireylerin üreme yaşı sınırları içinde bulunmalarını, erkek bireylerin spermleriyle dişilerin yumurtalarının sağlıklı olmasını… gerektirir. Bu gereklerin bulunmadığı birleşmeler üremeyle sonuçlanmaz.

Hayvanlar aleminde çiftleşmeler bilindiği üzere sürünün en güçlü erkeğiyle çiftleşmeye hazır dişiler arasında gerçekleşir ve üreme amaçlı  çiftleşme dönemi sonunda   gelecek mevsime kadar gündemden düşer. Geçmiş dönemde genlerini dişilere aktarma olanağı bulamayan genç erkekler çaresiz gelecek mevsimi beklemeye koyulurlar.

İnsanlarda dönemsel üreme zamanlaması yoktur. Sağlıkları elveriyorsa uygun ortam bulduklarında  her an çiftleşebilirler. Karşılıklı istek ve rızayla gerçekleşen çiftleşme ne kadar haz ve mutluluk vericiyse bir yanın zorlaması ve zorbalığı ile gerçekleşeni de o kadar elem ve zarar verici olmakta, bu saldırıya maruz kalan insanın bedence ve ruhça büyük zararlar görmesine yol açmaktadır.

Günümüzde insanların çiftleşmesinde gönüllülük esasının belirleyici olduğu varsayılıyor ise de bu esas halen büyük ölçüde varsayımdan ibarettir. Birleşmeler pek çok çiftin taraflardan birinin ötekine ekonomik baskınlığı, mağdurun herhangi bir şekilde güçsüzlük ve benzeri zorlayıcı nedenlerle boyun eğmesi sonucu gerçekleşmektedir. Sevmediği biriyle ekonomik nedenlerle evlenmek, kapatmalığa razı olmak, kumalığı kabullenmek, ikinci eşliğe boyun eğmek ya da baskı ve şiddet gibi zorlayıcı nedenlerle gerçekleşen birleşmelerin meşruluğu ve ahlakiliği kabul edilemez.  Kendisine ya da ailesine bakabileceği yeterli ekonomik güce sahip olmayan bir insanın kendisi için önemli bir bedel karşılığında birleşme teklifini kabul etmesi sıkça görülen olaylardandır. İşe alma vaadi ve işten çıkarılma tehdidi de bu tür birleşmelerde gayri ahlaki rızaların sağlanmasında etkilidir. Bu tür yollarla sağlanan birleşmelerin bir başka örneği de küçük çocukların ailelerince türlü nedenlerle evlenmeye zorlanmasıdır. Bu yollarla birleşmeye zorlanan insanların mutlu olması, bedence ve ruhça sağlam kalması elbet mümkün değildir. Yukarıda anılan tüm birleşmeler kimi zaman yasal sayılsa bile gerçekte ahlak dışıdır.

Zorlamaya dayalı birleşmeler, canlıların doğa tarihleri boyunca var olmuş ve popülasyonlarca kınanagelmiş, ancak hayvan sürülerindeki en güçlü bireylerce de kınamalar duymazdan gelinmiştir. İnsan topluluklarında ise karşılıklı rıza çoğunluğun tercihi olmuş ise de, bileği, kesesi, nüfuzu güçlü olanlar toplumun değerlerini yok sayarak haremler kurmuşlar ya da beğendikleri dişileri ya da küçük çocukları kandırarak ya da zorlayarak birleşmeye mecbur kılmışlardır. Bu tür birleşmelerin mağdurları, güçsüzlükleri genellikle süregeldiği için uğradıkları tecavüzleri kader sayıp sessiz kalmakta ya da fırsat bulabilirlerse intikamlarını sessizce almaktadırlar.

Kısacası cinsel birleşmeler tarafların karşılıklı rızaları ve istekleriyle, üreme sonucunu verebilecek şekilde gerçekleşirse taraflara haz ve mutluluk verici, yasal, meşru ve ahlakidir. Taraflardan yalnızca birinin isteğiyle, diğerinin çaresiz boyun eğmesiyle, mecbur bırakılmasıyla gerçekleşen birleşmeler ise mağdur tarafın ömür boyu mutsuzluğuna, huzursuzluğuna yol açtığı için  ahlak dışıdır, cinsel sapıklıktır, iğrenç ve aşağılıktır.  Ve cinsel sapığın fiili ne kadar iğrenç, ne kadar aşağılık ve ne kadar suç ise, bu suçu görmezden gelmek, örtbas etmeye çalışmak, suçluyu korumaya kalkışmak da o kadar iğrenç, o kadar aşağılık, o kadar suçtur.   Bu nedenle cinsel tecavüzcüler ve onlara bir şekilde arka çıkanlar, yardımcı ve koruyucu olanlar insanların henüz insanlaşmamış çağından kalma fosillerdir. İnsanlık için zararlı unsurlardır… Ne kahredicidir ki çocukları tecavüze uğrayanların çoğu tecavüzcüleri koruyanlara oylarıyla destek olmaktadırlar. Bu, akıl dışı, ahlak dışı, insanlık dışı siyasal tercihin bilim insanlarınca dikkatle incelenmesi gerekmektedir…

İnsanların birçoğu cinsel etkinliklerini toplumsal değerlerin denetimi altında eyleme döküyor olsa da birçok kişi, kuvvetli cinsel hormonlarının baskın olduğu yaşlarda cinsel sapkınlığa yönelebilmektedir. Bu yolla gerçekleşen cinsel birleşme daha sona erdiğinde etkin kişilerin bilinci aklın, ahlakın ve toplumsal değerlerin etkisi altında paniğe kapılmakta edilgin kişinin ise karşı cinse nefret geliştirmesine hatta intiharına yol açabilmektedir. Etkin sapkın kişi ise fiilinin toplumca öğrenilmesi, gerek yasa gerek ahlaki ve toplumsal değerler uyarınca çarptırılacağı yaptırımlar, dışlanmalar ve mağdurun ya da mağdurenin sınırsız öfke ve nefretinin, hatta öldürerek intikam alma ihtimalinin çok yüksek olduğu hallerde kendini korumak için silahlanmak, sosyal çevreyi değiştirmek ve hatta intihar etmek gibi çözümlere yönelebilmektedir. Bu yönelimlerin hiçbiri cinsel sapkınlığın aktif ve pasif taraflarına hayır getirmez. Bundan dolayı olayın aktif ve pasif taraflarının devletin ve toplumun gözetiminde rehabilite edilmelerinde insanlık için yarar bulunduğu söylenebilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir