CUMHURİYETİMİZ GİTTİ GİDİYOR

Doğa yasasıdır: Her dirim, ölüm çekirdeğini içinde barındırarak başlar. Söz konusu canlı türü ne olursa olsun, yaşam dediğimiz süreç boyunca hiçbir hastalıkla, kazayla, belayla karşılaşmasa bile, yaşlanma denilen nedenle kaçınılmaz olarak sonlanır. Bu kural canlı varlıklar için olduğu kadar, sosyal organizmalar için de geçerlidir. Aileden klana, aşiretten, beylikten, devlete, imparatorluğa, milletten ulusa kadar tüm sosyal ve siyasal örgütlenmeler de aynı yasaya bağlıdır:  Ekonomik, sosyal ya da siyasal tüm yapılarda bir egemen  kesim, bir de tabi kesim vardır. Söz konusu yapı bir mücadele sonucunda ortaya çıktığında, mücadeleyi kazanan kesim zorunlu olarak üste çıkar, yitirenlerse hadlerini öğrenerek zemine yayılır, tebaalıklarını bilirler. Bu yapı bir süre bu minval üzere varlığını sürdürür. Yapının egemenleri, zaferlerinin zevkini çıkarmaya koyulurlar. Tepelerine çöken tatlı rehavetin, zafer coşkusunun, sarhoşluğunun etkisiyle  miskinleşip giderler. Piramidin zemininde olup bitenlere ilgisiz kalırlar, uyuşuklukları giderek yoğunlaşır, yoğunlaşır ve sonunda uykuya dönüşür. Müthiş bir sarsıntıyla uyandıklarında artık iş işten geçeli çok zaman olmuştur. Zeminin sakinleri bir yandan kendi aralarında tepeye karşı örgütlenirlerken bir yandan da tepedekilerin tüm dünyadaki düşmanlarıyla her türlü iş ve güç birliğini yapmışlardır. Şimdi, sıra   bu derin depremle alt üst ettikleri piramidin enkazından kendi gönüllerine uygun bir yapı inşa etmeye gelmiştir. Tasarlanan yeni yapı da piramit biçimlidir. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısından farklı yapıda bir piramit biçimidir bu.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları Osmanlı’nın yıkılışını bilimden uzaklıkla açıkladıkları içindir ki yeni devletin temelini bilime, akla ve insan onuruna dayandırmak gereğini duydular. Onlara göre ancak, doğal, toplumsal, ekonomik olayları bilime uygun olarak algılayabilen, yorumlayabilen yurttaşlar kendileriyle  ve toplumla ilgili doğru kararlar verebilir ve uygulayabilirlerdi. Cumhuriyet’in kurucuları işte bu nedenle eğitimi bilimselleştirmeye ve laikleştirmeye yöneldiler! Ya sonra: Sonra rehavet başladı, Ülke güvenliği, eğitim ve kalkınma politikaları NATO’nun kanlı ellerine bırakıldı O günün zeminde kalanları yani önceki dönemin efendileri bunu elbet kaçırılmaz bir fırsat olarak değerlendireceklerdi. Onlar, müritleri, marabaları, kulları üzerindeki saltanatlarından, otoritelerinden elbet vazgeçemezlerdi. Hiç zaman yitirmeden işe koyuldular ve laik, bilimsel, bağımsızlıkçı eğitimi baltalamanın  her yolunu tüm güçleriyle denediler. Başarılı da oldular.

 

Artık kendimizi hamasi nutuklarla kandırmanın  yararı yok. Yenildik işte, düpedüz yenildik. Zafer onların. Eğitim düzenini, toplumsal yaşamı yeniden karanlığa boğmanın yolunu açacak, genişletecek biçimde kuruyorlar. Tüm bunları yaparken de şaşırıp kalıyorlar doğrusu: Bu iş bu kadar kolay mı olacaktı? Ulusal bayramlarımızı, ulusal günlerimizi yasaklıyorlar, bir avuç gençten başka kimsenin gıkı çıkmıyor. Ulusal bayramlarımızı kutlamaya kalkan bir avuç gencimizi basınçlı sularla, biber gazlarıyla dağıtmaya kalkışanlar, ülkemizi açıkça bölmeye, parçalamaya kalkışanların düzenledikleri gösterilere açıkça destek veriyorlar. Çünkü hedefleri aynı: Bilimi temel alan Türkiye Cumhuriyeti! Cumhuriyetimizin yurttaşları aydın, laik, demokrat, bilinçli ve onurlu olurlarsa bu efendilikleri kendilerinden menkul işbirlikçiler, şeyhler, mürşitler, sözde ileri demokratlar kime hükmedecekler, kimleri uşak olarak kullanacaklar?

 

Tekrar edelim: Hamasi nutuklara gerek yok, yenildik evet! Ama teslim olmayacağız. Direneceğiz! Yoksa Bilimi temel alan Cumhuriyetimiz gitti gidiyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir