DEMOKRASİ KİMİN HARCI DEĞİL

Nice bin despot görmüş geçirmiş insanlık, halkını Tanrı adına ve kendi yararına yöneten nice soytarı sultanı sırtında taşımış yıllar, yüz yıllar, bin yıllar boyuca. Ve nice halklar alın terleriyle, kanlarıyla beslemişler sırtlarındaki bu keneleri…

 

Sonrası çok uzun bir hikâye: Bu halkların içinden birileri, sırtlarındaki keneleri söküp atmanın mümkün ve gerekli olduğu yolunda bir düşünce üretmeye, yaymaya koyulmuşlar. Sonuç: Erken öter horozun başı misali… Hiçbir kene, yapıştığı damardan kopup tarihin çöplüğünü  boylamaya yanaşmaz elbet, ellerini kutsal kılıçlarına atıp erken öten horozların başlarını kesmişler güçleri yettiğince.

 

Ne var ki karşılarındakiler de koskoca halklar, nihayetinde! Kesilen başlar çoğaldıkça erken öten horozlar da çoğalıyor, çoğalıyor… mu?  Yok canım? Nerde o günler? Nerde o “Bir ölür, bin doğarız!”lar! Her kırım, her kanlı kılıç zulmü, sömürüyü alaşağı etme çağrılarını susturmuş uzun süre, ama kökünü kazıyamamış. Bir süre sonra yine ötmeye başlamış erkenci horozlar… Bu erken ötüşler yalnızca kene sultanların uykusunu kaçırmakla kalmamış. Halkların da uykularını kaçırmış erken erken. Uykuları kaçanların bir kısmı erkenci horozlara lânetler okurken bir kısmı da “Ne diyor bu şaşkınlar yahu?” diye dinleyip anlamaya çalışmışlar, anlayınca hak vermezlik edememişler. Böylece önce mırıldanmaya, sonra da homurdanmaya koyulmuşlar. Derken Homurtuları ayyuka çıkmış. Taraflar arasında ciddî ciddî hır gür başlamış. Sonunda halklar kendi içlerinde ikiye bölünmüşler: Bir yanda kan emici keneler ve böyle gelmiş böyle gider marşıyla mest olmuş muhafazakâr uykuseverler, öte yanda sırtlarındaki kanlı keneleri söküp atmak isteyenler…

 

Kanlı keneler bir yandan tarihsel tecrübelerini kullanarak kendilerini söküp atmak isteyenlere karşı savaşırken bir yandan da erken ötücülerden rahatsız olan şapşal uykucuları örgütleyip muhafazakârlık marşıyla uygun adım ateş hattına süredursun, kenelere karşı savaş açanlar, tarihsel deneyim yoksunu olduklarından mücadelenin nasıl sürdürülmesi gerektiği hususunda sonu gelmez teorik tartışmalar denizinde sözüm ona güçlü kulaçlar atmaya koyulmuşlar. Sanırsınız ki her biri bir teori allâmesi, her biri bir “Kafa Adam!” …

 

Taraflar arasındaki sonu gelmez  hır gürün ancak demokrasiyle çözülebileceği yolunda bir görüş atılmış ortaya bir ara.  Tam çözüm bulundu derken biri ortaya atılıp sormuş: Demokrasi iyi hoş da ne demokrasisi? Halk demokrasisi mi, burjuva demokrasisi mi, liberal demokrasi mi,  zenginler demokrasisi mi,  sosyal demokrasi mi, seçkinler demokrasisi mi…?

 

Sonunda ne mi olmuş?  Hiiiç… Hır gür sürüp gidiyor!  Nereye kadar mı?  Bilen yok! Gidiyor işte…

 

Demokrasi  kimlerin harcı mı?  Apaçık: Kenelerin harcı değil. Uykusu kaçıp muhafazakârlığa soyunanların, kenelere asker yazılanların değil, kendinden menkul kafa adamlığıyla nevzuhur teorisyenlerin hiç değil..

 

Efsunlanmış biatçilerin, itaatçilerin, teslimiyetçilerin hiç mi hiç değil!

 

Lütfen düşünün: Demokrasi kimin harcı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir