DOSTLARIN: AKBABALAR, SIRTLANLAR, LEŞ KARGALARI !

Bir zamanlar neydin sen be Koca Usta (!)? Sandıktan yeni çıkmıştın. İlk işin dünya turuna çıkmak olmuştu. Altında özel uçaklar, zırhlı makam arabaları, çevrende koruma ordusu, tümen tümen yağdanlıklar, kameraman birlikleri, ver elini bütün dünya…

 

Dünya turların başka ne işe yaradı, bilemeyiz, ama monşerler diye aşağıladığın diplomatlarımızı bulundukları ülkelerde itibarsızlaştırmayı başardığından kimsenin kuşkusu kalmadı.  Gittiğin ülkelerde sana nezaketen söylenmiş övücü sözleri  gerçeğin ifadesi olarak algıladın ve Büyüklüğü Dünyaca Nihayet Algılanmış Dünya Lideri’ni görmek için boy aynalarının önünde mekan tuttun. Senin nefes alışlarını bile izleyen yerli, yabancı işletmeciler bu ruh halini çok iyi çözümlediler, amaçlarına uygun tezgâhlar kurdular: Örneğin biri seni Ortadoğu projesi için işletilmeye uygun gördü ve eşbaşkan rütbesini yakana iliştirdi. Bu sıfat  seni öyle sarhoş etti ki her fırsatta eşbaşkan (!) diye tanıtmaya başladın kendini. Bu payenin sana verilmesindeki ince işletmeyi anlayamadın bir türlü.

 

Yerli yabancı işletmeciler,  işletilmekteki üstün yeteneğini fark ettiklerinde yaptılar asıl yapacaklarını. Tarihi yeniden yazabileceğini söylediler. Ne muhteşem bir hayaldi bu senin için. Tarihe gömülmüş bir imparatorluğu yeniden kurma rüyasını enjekte ettiler beynine.    Gün ortasında kendini elde kılıç, uçsuz bucaksız çöllerde at süren bir imparator olarak gördün. Neyse ki çabuk uyandırdılar: Hal diliyle hatırlattılar bazı uluslar arası yasaları: Hiçbir devlet komşularının kendisinden güçlü olmasını istemez! Hiçbir egemen devlet kendi bölgesinde başka  egemen devlet istemez: Tıpkı hiç bir horozun kendi çöplüğünde  başka horoz istememesi gibi…

 

Neydi öyle İslâm devletlerine karşı Haçlı ordularıyla işbirliği çabaların? Neredeyse tüm Arap ülkeleriyle savaşa gireyazdık. Sorulursa, İslamın  hamisiydin, lideriydin de hani!  O günlerde aklı başında dünya liderleri kaşlarını çatıp öksürüversemeler kolbaşının kır atına zıplayıp ver elini çöl ufukları…  Neyse ki bu milletin verilmiş sadakası varmış. Allah korumuş hepimizi!

 

Biz bütün bunlara  şapşal seyircinin cambaza bakması gibi ağzımız açık bakadururken, bir de ne görelim, Zerrab nam bir Acem uşağı, allem edip kalem edip seni ve bir kısım vükelânı cümle taallûkatınızla birlikte dolar milyoneri, avro milyarderi yapıvermiş.

 

Lâkin şu senin paralel ortakların yok mu ya! Ne haset, fesat adamlarmış be! Tutmuşlar, Zerrab nam Acem uşağının sana ve şürekâna halisane ikramlarını bir bir kameraya, kayda almışlar ve internet yoluyla dünyaya servis etmişler… Ne olacak, haset fesat insanlar işte! Çekemediler servetinizi. Kıskandılar. Kıskansınlar. Çatlasınlar. Çatlasınlar…

 

Tarih onları kitabının neresine yazar, bilemem, ama seni ve şürekânı o sınırsız servetlerinizle, senden artakalanlarla beslenen sırtlanlarınla akbabalarınla  ve leş kargalarınla, hiç gereği yokken halkını  kurşunlatan, gaz banyosu yaptıran, tomalarla   soğuk ve kimyasallı su banyosu yaptıran engin şefkatinle, silahlı kuvvetlerini kumpaslatan, darmadağın eden, her şeye, herkese düşman terör örgütlerini sınır komşusu yaparak besleyip barındıran, donatan, ülkesini çıkmaz ve gereksiz bir savaşa sokamadığı  için kederinden  kuduran alâmet bir devlet adamı(!) olarak en münasip sayfalarına yazacak!!!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir