DÜŞMANIMIN DÜŞMANI BENİM DOSTUMDUR

Günlük yaşamımızda kişilikleri, kültürleri, menfaatleri, inançları, dünya görüşleri bizimkinden ve birbirlerininkinden az ya da çok farklı insanlarla karşılaşır,  çeşitli nedenlerle mal, hizmet ya da görüş alışverişinde bulunuruz. Bu alışverişlerimiz sonunda karşılıklı memnun kalırsak aramızda bir yakınlaşma oluşur. Bu yakınlaşma, aramızda zamanla bir dostluğa, dayanışmaya dönüşebilir. Görüşme ya da alışveriş sonunda kendimizi kandırılmış, aldatılmış, küçümsenmiş, aşağılanmış hissetmemiz de mümkündür. İlişkimizin sonucu buysa, bize bu olumsuz duyguları yükleyen kişilere karşı mesafe koyma gereğini duyar, onlarla ilişkide olmanın gelecekte verebileceği zararlardan korunmamız gerekeceğini düşünür, hatta kendisini düşmanımız olarak değerlendiririz. Dostluklar da, düşmanlıklar da kişiler arası ilişkilerin yol açtığı en uç durumlardır.

 

Kişiler arası ilişkiler gibi devletler arası ilişkiler de taraflarca gerektiğinde gözden geçirilerek tamamen fayda ölçüsüyle değerlendirilir  ve her devlet bu ilişkilerin getirileriyle götürüleri  arasında yaptığı değerlendirmenin sonucuna bakarak gelecekteki ilişkilerinin planlarını oluşturur. Bundan dolayıdır ki devletler arasındaki ilişkiler sık sık değişik durumlar gösterir. Devletler arasındaki ilişkilerde olması gereken de budur! Tabii, bağımsız devletler arasında… Kendinden güçlü devletlere ekonomik, siyasi, ideolojik nedenlerle ya da yöneticilerinin satın alınmış olması nedeniyle  bağlanmış, böylece bağımsızlığını yitirmiş devletlerin asla böyle bir değerlendirme olanakları yoktur. Onlar, efendilerini dost ve müttefik devlet diye yutturmaya çalışırlar halklarına ve efendilerinden aldıkları buyrukları milli irade boyasıyla makyajlayıp yutturmaya çabalarlar. İnsanlığın tarih boyunca yaşanmış binlerce deneyimden çıkardığı evrensel dersi görmezden, bilmezden gelir, dostumun (!) düşmanı benim de düşmanımdır derler. Devletler arasındaki ilişkilerin dostlukla, düşmanlıkla değil menfaatlerle belirlendiği gerçeğini yok sayarlar.

 

İnsanlar, kendilerini düşmanlarına karşı korumaya çalışırken, iki şeyi özellikle gözetirler: Bunlardan birincisi, düşmanını olabildiğince yalnızlaştırmak ve güçsüzleştirmek, ikincisi ise kendi çevrelerindeki dost çemberini olabildiğince genişletip güçlendirmek!   Akıllı insanlar bunları yaparken, asla kendilerine düşman üretmezler! Aksine, düşmanlarının düşmanlarını çoğaltmaya çalışırlar. Bunun içindir ki, düşmanımın düşmanı benim dostumdur diye ifade edilen strateji, tarihsel ve evrensel  değer kazanmıştır. Ancak bu strateji, bağımsız devletler için geçerlidir.  Bağımlı devletlerin stratejileri kendilerince değil, efendilerince belirlendiğinden, onlar ancak efendilerinin talimatlarıyla dostluklar ya da düşmanlıklar geliştirirler. Bunun için hiç gereği yokken, tüm komşularıyla  düşmanlık ilişkileri kurar ve geliştirirler. Böylece bölgelerinde yapayalnız kalırlar. Bundan dolayı  daha çok, daha çok silahlanmaya zorunlu olduklarını  yuttururlar halklarına ve tabii, dost (!) ülkelerin silah şirketlerinin çok değerli (!) müşterileri olurlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir