GÜLLER VE NEMRUTLAR

Tarifsiz bir sevinç dolar yüreğimize, sevinçten yüzümüz aydınlanır, gözlerimiz ışır sevdiğimizi görünce. Mutluluğumuz ayaklarımızı yerden keser adeta, ruhumuz kanatlanır. O anda  zaman dursun, o duygu hiç bitmesin, öylece sürüp gitsin isteriz. “Gül yüzlüm” deriz, “gül kokulum” deriz ona, deme fırsatı bulursak… Ne var ki  uzun sürmez o esrime, o baş dönmesi. Yaşama savaşı bizi ite kaka kendi yolunda yürümeye zorlar. İstemeye istemeye o baş döndürücü ortamdan, o sevinç girdabından uzaklaşır, günlük yaşamın sürüp gittiği katı, sıkıntılı, kemirgen ortama döneriz.  Aklımız gül yüzlülerimizin yanında kalır bir süre, sonra ister istemez peşimize düşer, bizi işimizin başında ya da dolaşmakta olduğumuz ortamlarda bulur ve çevremizi, insanları, çevremizde olup bitenleri algılamaya başlarız:

 

Çevremizde canlı cansız ne çok varlığın , ne çok işyerinin,  ne çok işin, ne çok insanın, ne çok bitkinin, kuşun, böceğin…  var olduğunu görür, şaşar kalırız. Gördüğümüz her şey başka bir biçimde etkiler bizi. Otları, çiçekleri, kuşları, böcekleri görmek içimizi açar, yaşama sevincimizi pekiştirir. İnsanların işlerini yapıyor olmasından, insanlığın gereksindiği nesnelerin, hizmetlerin üretilmekte olduğunu görmekten mutluluk duyarız. Yaşamın olağan akışına tanık olmak bize huzur ve güven verir. Bu huzur ve güven duygusuyla farkında olmadan gülümseriz. Çevremizdeki insanlardan bir kısmının da bizim gibi, hedef gözetmeksizin gülümsediğini, yaşama sevinçlerinin, huzur ve mutluluklarının yüzlerine yansıdığını görür, kendimizi adeta bir gül bahçesinde dolaşıyor sanırız. Gerek gül yüzlü sevgililerimizin, gerekse yüzleri yaşama sevinciyle, sevgiyle, her şeye ve herkese sevecenlikle gülümseyen insanları görmek ne güzeldir!

 

Gelin görün ki dünyamız her an gül yüzlülerle, güleç yüzlülerle dolup taşmıyor. Çevremizde yüzleri çektikleri acılardan, çaresizliklerden, uğradıkları zulüm ve haksızlıklardan kararmış, yüz kasları kasılıp kalmış pek çok insan da görürüz. Onların acılarını dindirememek, uğradıkları zulüm ve haksızlıklara karşı bir şey yapamamak içimizi acıtır, Hele de bu acıların, haksızlıkların birtakım iktidar sarhoşlarının kindarlığından, bencilliğinden, birtakım yetkililerin güçlülere uşaklık etme tutkusundan kaynaklandığını görürsek, içimizde yaşama sevincinin gölgesi bile kalmaz. Karamsarlık ve umutsuzluk, tepemize bir kabus gibi çöker. Ancak, zalimlerin zulmünden dolayı acı çekenlerin çevreye yansıttıkları mutsuzluğun sorumlusu, suçlusu elbet kendileri değildir.

 

Zalimler ise isteseler de güler yüzlü olamazlar. Onların içindeki kin ve nefret yangını yalnız kendilerini değil, çevrelerini de yakar, kavurur. Onlar hiçbir şeye dostlukla, sevgiyle bakamazlar. Her şeyden, herkesten nefret ederler. Yüzlerini bir kez gören asla bir kez daha görmek istemez. Onların müşterek adları Nemrut’tur. Bilindiği üzere, Nemrut, Ortadoğu kültürlerinde kötülük simgesidir.

 

Şükürler olsun ki toplumumuzda Nemrutlar sayıca oldukça azdır. Azdır da etkileri yetkileri arttıkça artmaktadır. Mahallemizdeki Nemrut yüzlülerin verdiği rahatsızlıktan korunmak için onları uzaktan gördüğümüzde yolumuzu değiştirmek, başka bir sokağa ya da caddeye sapmak bir çözümdür. Günde beş vakit televizyon ekranlarımıza çöreklenen nemrutların çirkin suratlarından kurtulmak öyle kolay değil. Yurtta ve dünyada olup bitenlerden haberdar olmak için  haberleri izlemek zorundaysanız, o Nemrut yüzleri mideniz bulana bulana izlemekten başka seçeneğiniz yoktur. En iyisi ekranı kapatıp Nemrutların çirkin suratlarından kurtulmak, vaktinizi ve enerjinizi gül bahçelerinde değerlendirmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir