GÜNDE ON BEŞ SAAT ÇALIŞTIRMAK

“Beğenmiyorsan çek git!” diyor muhterem. “Kapımın önü bu işi sana verdiğim ekmeğin yarısına yapmaya hazır açlarla dolu! Seni burada zorla tutan mı var? Hadi bas git istersen! İşte kapı, işte  s….! Nankör adam sen de!…”

 

Genç işçi mahcup, çaresiz, muhteremin huzurundan ayrılıyor, on beş saatlik mesainin ardından, ertesi gün yapacağı ve belki de işten kovulmakla sonuçlanacak zam talebinin kaygı ve heyecanıyla  bütün gece uyuyamamanın yüklediği yorgunlukla perişan, bedenen ve ruhen çökkün, işinin başına dönüyor.   Tüm bedeni müthiş bir titreme nöbeti içinde… Genç eşinin ve iki çocuğunun kendisinden bekledikleri ilgiyi gösterecek zamanı ve enerjiyi bir türlü bulamamanın ve böyle giderse de hiç bulamayacak olmanın  kederiyle bunalıyor.  İşvereninin “Beğenmiyorsan çek git, kapımın önü bu işi sana verdiğim ekmeğin yarısına yapmaya hazır açlarla dolu!… Nankör adam sen de!” sözleri kulaklarında bir karakış fırtınası gibi uğulduyor. Yüreği üşüyor adeta. Ya işten çıkarılırsa?  Patron doğru söylüyor, sokaklar asgari ücretin yarısına günde on beş saat çalışmaya, hem de sigortasız çalışmaya hazır insanlarla dolu değil mi?  Pek çok işçi asgari ücretle çalışıp hak ettiği ücretini bankadan çekince bir kısmını işverenine geri vermiyor mu?  Öyleyse, maaşının bir kısmını geri istemeyen o’nun patronu iyi adam değil mi? Düpedüz muhterem zat işte!? Böyle bir işverenden zam istemek, velinimetine karşı düpedüz nankörlük. Allah kusurumu affetsin!”

 

Patron, nam-ı diğer zat-ı muhterem,   zam isteyen işçisini kemal-i nezaketle kapı dışarı ettikten sonra sakalını sıvazlayıp sakinleşmeye çalışıyor, sonra elini hem vicdanına, hem cüzdanına koyarak bir durum değerlendirmesi yapıyor ve işçisine karşı davranışını akıl süzgecinden geçiriyor. Sonuç: Muhterem zat haklı!  “İşsizliğin kol gezdiği bu zamanda maaşına zam istemek düpedüz velinimetine nankörlük. Ama affetmek büyüklüğün şanından değil mi? Allah kusurunu affetsin. Nankör mankör ama iyi çalışıyor. Günde on beş saat de mesai fena sayılmaz hani! E, kanuna rağmen fazla mesai ücreti de vermiyoruz ya… İyi, iyi, çalışakoysun bakalım. Bir daha zam istemeye kalkışırsa def ederiz, gider.”

 

Öte yandan genç kadın bir yandan küçük çocuklarının “Anne, babamız neden bizim yanımızda hiç durmuyor, neden yemeklere hiç et koymuyorsun, neden yeni giysiler almıyoruz, sen neden gizli gizli ağlayıp duruyorsun” gibi sorularına avutucu yanıtlar bulmaya çalışırken bir yandan da sessizce kende kendine soruyor: “Kocamı günde on beş saat çalıştırıyorlar. Buna karşılık eline geçen sadece asgari ücret. Ne karnımız doyuyor, ne insan gibi yaşayabiliyoruz, ne evliliğimizi yaşayabiliyoruz, ne ana babalığımızı! Nereye varacağız bu gidişle?

 

Bir yandan işçilerimiz, eşleri ve çocukları ile muhterem(!) işverenlerimiz on beş saatlik günlük çalışmayı böyle değerlendirirken, bir yandan da en büyüklerimiz bütün bunlara cansiperane ve fevkalade kahramanca (!) çözümler bulmaya çalışıyorlar. Ne var ki çözüm bekleyen dert çok! O halde ne yapmalı? İşleri önem derecelerine göre bir sıraya koymalı değil mi? Ve işte, sıraya koyuyorlar: Önce aziz müttefiklerimizin, stratejik ortaklarımızın acil talepleri karşılanacak,  yani ki şu komşu Suriye’yi tarihe gömmek için paralı askerlerden yani katillerden oluşan sözde özgürlük ordusu misafir ve finanse edilecek, bilimi esas alan Cumhuriyet rejimi tasfiye edilecek, yerine bilimi reddeden bir anlayışa oturtulacak bir ileri demokratik başkanlık rejimi kurulacak. Eee, başkanı koruyacak bir özel ordu kurulup özel olarak donatılmasın mı?, ve tabii başkanın şanına uygun bir de saray yapılacak. Yapılmasın mı? Ha, bir de yine Çamlıca tepesine başkanın adını ilelebet yaşatacak ihtişamda bir cami inşa edilecek, selatin camilerine  benzer! İleri demokrat başkanımız sultanların gölgesinde mi kalsın istiyorsunuz? Bir de başkanlık için bir özel uçak filosu kurulacak, falaaan…

 

Tabii bütün bunlar için bir hayli paraya ve zamana ihtiyaç var. Ve bundan dolayı tabiiki işçimizin uzunca bir süre daha günde en az on beş saat  aşkla, şevkle çalışması gerekiyor. Elbet kocasına hasret kadının, babalarını özleyen çocukların da bir süre (belki birkaç ömür falan) sabırla beklemeleri gerekli.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir