“HAVA KURŞUN GİBİ AĞIR…”

Bakmayın siz çoğumuzun hiçbir şeyi dert etmediğine, her işi Allaha havale ettiğine. İçimizde kendi dertleri gibi başkalarının sorunlarıyla da ilgilenenler, başkalarının zulme, sömürüye uğramasına, güzel ve zengin yurdumuzun zenginlik kaynaklarının yabancılarca sömürülmesine, genç beyinlerimizin bilimden uzak bir eğitime tabi tutulmasına karşı çıkanlar da var. Halkımızın, yurdumuzun, bir yolunu bulan  herkesçe, her kurumca, her emperyalist devletçe  sömürülmesine karşı koymaya çalışan yurtsever çocukları da var bu toprağın. Ve, hele ki var! Yoksa, halimiz çoktan duman olurdu. 

 

Bu yurtsever çocuklarımızdan biri tüm dünya aydınlarınca tanınan şair Nazım Hikmet RAN. Nazım Hikmet, paşa torunluğunun getirilerine yaslanıp hayatın tadını çıkarabileceği halde buna tenezzül etmemiş, sırf sömürüye karşı halkın yanında durduğu için yıllarca mahpuslarda tutulmasına rağmen emperyalizme karşı dik duruşunu korumuştur. Nazım Hikmet, emperyalizme ve kapitalizme karşı yürüttüğü savaşımın sonuç vermeyeceğini, sonunda yenik düşüp yanacağını, bu düzenle barışması gerektiğini söyleyenlere “Kerem Gibi” başlıklı şiiriyle  şu cevabı veriyor:

 

KEREM GİBİ

Hava Kurşun gibi ağır.

Bağır, bağır, bağırıyorum!

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…

 

O diyor ki bana:

Sen kendi sesinle kül olursun ey!

 

Kerem gibi yana yana…

Deeeert çok, hemdedrt yok”

Yüreklerin kulakları sağır…

Hava kurşun gibi ağır…

 

Ben diyorum ki ona:

Kül olayım Kerem gibi yana yana.

Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…

 

Hava toprak gibi gebe.

Hava kurşun gibi ağır.

Bağır bağır bağır bağırıyorum.

Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…..”

 

Nazım Hikmet, saltanatlarını ülkedeki yoğun cehalet üstüne inşa eden  gerici – feodal  çevrelerce yıllarca hapishanede tutulup yıldırılmaya çalışılmıştı.  O, yılmadı. Yıldıramadılar. Sonunda yurt ve dünya kamuoyunun baskısıyla serbest bırakılıp ülkeyi terk etmeye mecbur edildi. Yurduna hasret gitti.. Yurt ve halk sevgisiyle yandı gitti. Pekiyi, Nazım yanınca, karanlıklar aydınlığa çıktı mı? Elbet çıkmadı. Ama onun aleviyle şafak sökmeye başladı. Bu yolda yananların sayısı arttıkça karanlık perde yırtılacak, yırtılacak.

 

Bu gün, yurdun, ulusun aydınlanması için kendilerini ateşe atanlar, Silivri’de dünyada benzeri görülmemiş bir yargı garabetiyle hücrelerde çürütülüyorlar. Düzmece belgelere dayalı iddialarla, birtakım canilerle birlikte, sanki onların suç ortaklarıymış gibi güya yargılanıyorlar. Yıllarca hücrelerde tutularak beden ve ruh sağlıkları yok edilmeye çalışılıyor. Bu aydınlık savaşçılarına atılı suçlara artık mahkemeler bile inanmıyor. Ama yine de içerde tutuluyorlar. Çünkü yargılamada amaç, suçu cezalandırmak değil,  yok edilmek  istenilen Cumhuriyetin yandaşlarını sindirmek, etkisizleştirmek!  Kısacası,  hava yine geçmişteki gibi, kurşun gibi ağır… Sömürülen halkın büyük çoğunluğu yine sömürenlerin güdümünde, her şeye karşı ilgisiz! Hatta açık açık destekçisi durumunda. Ne var ki karanlıklar eskisi kadar yoğun değil, çünkü 13 Aralık 2012’de Silivri kalesine yüz binlerce insan “Biz de yanmaya hazırız! Yeter ki karanlıklar  aydınlansın!” diye dayandı. Haykırdı, haykırıyor, haykıracak…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir