İŞ ARAYANLARIMIZ, İŞVERENLERİMİZ

Bir genç kadın… İki gözü iki çeşme. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanmış. Gülümsemeye çalışıyor ama nafile. Çalıştığı işyerinin yönetimi bir seçimle değişince yeni yönetim, eski yöneticilerce işe alınanları işten çıkarmış. Genç kadın da işten çıkarılanlar arasında. Yeni evli, iki aylık hamile. Hamileliği sorunlu. En az birkaç ayını  doktor gözetiminde geçirmesi ve her hafta bir iğne yaptırması gerekiyor. Sigortası yok. Eşi de işsiz, adamcağız iki gün önce bir  işe girebilmişse de  sigorta yaptırmıyor. İşvereni, “İşinize gelirse…” diyor.  Mecburen, mecburiyetten kabul ediyor adam. Hiç yoktan iyi, sigortası yoksa da hiç değilse eve ekmek götürebilecek akşamları. Yüzünde buruk bir sevinç var. Günde 13 saat çalışacak. Fazla çalışma ücreti alacak mı bari? O da ne? Nerden çıktı şimdi bu soru?

 

Kocapınarlı üç genç… Biri Türkiye’nin hatırı sayılır üniversitelerinden birini bitirmiş . Düpedüz üstün zekalı.  İş arıyor.  Başvurduğu işyerleri, “Sen adresini, kimlik bilgilerini bırak, gerekirse biz seni ararız.” diyorlar. Aylardır bekliyor çocuk. Ne arayan var, ne soran. Umutsuzluk batağına sürükleniyor göz göre göre. Bir başka  gencimiz, öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kalan bir başka gencimizle birlikte Yeni Organize Sanayi bölgesinde açılan bir işyerine    başvuruyorlar. Kendilerine söylenen şu: “Günde en az 12 – 13 saat çalışırsanız, asgari ücrete razı olursanız, sizi işe alabiliriz!”

 

Gönen’de ve başka yerlerde günde 10 – 12 saat çalışıp asgari ücret bordrolarına imza atan, ancak banka hesabına yatırılan paranın bir kısmını daha bankadan çektiği gün işverene elden iade etmek zorunda bırakılan pek çok işçi tanıyorum.  Böylelerini sizler de tanıyorsunuz. Bütün bunları devlet de biliyor! Yoksa bilmiyor mu? Bilmiyorsa araştırıp, soruşturup öğrenemez mi? Öyleyse neden araştırmıyor? Neden sigortasız işçi çalıştırma yasağına ilişkin yasaları işletmiyor?

 

Sigortasız çalıştırılan çocuklarımızın insanca yaşama hakları yok mu? Günde 12 – 13 saat çalışan insanlarımızın eşleriyle, çocuklarıyla ilgilenebilecekleri, özel yaşamlarına ayırabilecekleri zamanları, enerjileri  kalıyor mu?

 

Halkımıza öte dünyada cennet vaat eden yöneticiler neden bütün bu rezilliklere seyirci kalıyorlar?  Devleti yönetenler, yıllarca üniversitelerde bir mesleğe sahip olabilmek umuduyla yarı aç yarı tok okuyan çocuklarımıza iş bulma konusunda kendilerini sorumlu saymıyorlar? Bütün bunları biz kendimize neden sormuyoruz? Devleti yönetmeyi kendilerine hak sayanlara neden sormuyoruz? Bu rezilliğin sürüp gitmesini sağlayanları neden aptalca desteklemeye devam ediyoruz? Böyle devam ettikçe çektiğimiz zulmü hak etmiş olmuyor muyuz?  

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir