KERPİÇTEN GÖKDELEN OLUR MU?

“Kerpiçten gökdelen olur mu”  sorusunu “Ne iş olsa yaparım abi.” diyenlere sorarsanız,  rahatça “Ben yaparım abi.” deyiverirler.  Kendi yeteneklerinin sınırlarını, kerpicin  ve gökdelenin, gökdelen yapmanın ne demek olduğunu bilenler ise soruyu bilgilerinin ışığında değerlendirir, eldeki malzemeyle ancak tek   katlı bir gecekondunun  ya da konik bir kulübenin duvarlarının yapılabileceğini, malzeme eksikliği nedeniyle daha büyük ve tam bir bina yapılamayacağını söylerler. Kısacası cahilin cesareti ve hayalleri sınırsızdır, elindeki imkanlara bakmadan işe koyulur ve elbet başarısız olur, kendisini de işverenini de düş kırıklığına uğratır. Elindeki malzemenin miktarını, niteliklerini ve kendi sınırlarını, başka bir deyişle haddini bilen kişi ise  kerpiçten gökdelen yapmaya kalkışmaz. Çünkü bilir ki kerpiç, gökdelenin ağırlığı altında ezilip, dağılıp gidecektir. Bundan dolayı, o, istenilen işe koyulmadan önce gerek bilgi ve becerisi  ve gerekse kullanılacak malzeme bakımından eksikliklerini gidermeye çalışır.

 

Gözlem ve deneyimlerimizle  öğrenmişizdir ki, toplumumuzda uzmandan çok her işten anlayan, her işi yapabilen (!) insanlarımız  vardır. Onların ustalıkları, kerametleri kendilerinden menkuldür. İnşaattan, ticaretten, siyasetten… hep onlar, yalnızca onlar anlarlar… Mühendisten daha mühendis, doktordan daha doktor, hakimden daha hakimdirler. Siyaset onlardan sorulur. Toplumu her gün yeniden örgütler, yeniden dizayn ederler. Yakından tanıdığınız bu tür toplum mühendisleri (!) için sakın küçümseyici sözler söylemeyelim. Bizler bilmiyoruz ama onların her biri allame-i cihandır. Makro ekonomi, mikro ekonomi, planlı ekonomi,  liberal ekonomi, ekonomi politik, uluslar arası ilişkiler, sosyoloji, eğitim, toplum sağlığı konularında ve daha bin bir çeşit konuda dünyanın en seçkin profları ellerine su dökemezmiş gibi gösterirler kendilerini. Üstelik, aralarında gerçekten prof etiketli olanları bile var ki  üniversitede verdikleri derslerde söyledikleri ile siyasette söyledikleri arasındaki çelişkileri önlerine koyanlara, “Üniversitede söylediğim, derstir, bilimdir, siyasette söylediğim ise siyasettir,  ilimdir”  gibi, ahlakın zirvesinde (!) sözler söyleyebilirler  bu yüksek ilim (!), yüksek ahlak (!) sahipleri! Tarih onlardan sorulur. Her şey onlardan sorulur! Bu konuda “Kahrolsun resmi tarih!” gibi… göz yaşartıcı (!) sloganları boğazlarını yırtarcasına haykırırlar, v.s.

 

Ne gariptir, ne acıdır ki bu alimlerin, bu ilim sahiplerinin (!) pek çok da inananları vardır. Öyle ki sayılarının çokluğuyla iktidar bile olabilirler.

 

Çok karamsarca oluyor ama bu malzemeyle elbet ileri demokrasi (!) kurulabilir, kuruldu da nitekim, ne var ki düpedüz demokrasi, yani şu dünyanın bildiği demokrasi kurulamaz. Nasıl ki bozuk malzeme ile iyi yemek yapılamazsa, nasıl ki kerpiçten gökdelen  yapılamazsa… Bundan dolayıdır ki, gerçekten demokrasi peşinde olanların bir yandan kendilerini yetiştirip yetkinleştirmeye çalışırken, bir yandan da oylarına talip oldukları kitleleri oluşturan bireylerle tek tek ilgilenmeleri, onlara şunun bunun kulu kölesi değil, gerçekten insan, gerçekten birey, gerçekten yurttaş oldukları konusunda gerekli bilgiyi ve bilinci taşımaları gerekmektedir. Unutmamalıyız ki  demokrasi de diğer bütün yapılar gibi, ancak kendisi için elverişli malzemeyle, yani yurttaşlık ve özgürlük bilincine ulaşmış insanlarla  kurulur. Kulluğu, köleliği benimseyen insanların demokrasi mücadelesinde olumlu katkıları düşünülemez. Nasıl ki kerpiçten gökdelen yapılamazsa…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir