KIRLARDA DOLAŞIRKEN ( 2 )

Aynı başlıklı önceki yazıda, insanların da, hayvanların da korku duygusuna sahip olduklarını ve korku duygusunun bir bakıma çok yararlı olduğunu söylemiş, başka benzerliklerimizin bulunup bulunmadığını merak etmiş idik. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki insan bedeninde olduğu gibi hayvan bedenlerinde de ağız, burun, kulak, gözler gibi duyu organları canlının baş bölgesinde, sindirim organları karın bölgesinde, cinsel organlar kuyruğa ya da kuyruk sokumuna yakın… yerde konuşlanmıştır. Gövdeler, iskelet denilen kemik çatının çevresini kuşatan kas yığınının içine yerleşmiş solunum,  dolaşım, sindirim organları ve sair organları kapsar. Bu organların yeri de tüm hayvanlarda aynı bölgededir. Hayvanların bir çok türünde gövde kıllı ya da tüylü bir deriyle kaplanarak dış ortamdan soyutlanmıştır.  İnsan da az çok kıllarla kaplı değil mi? Canlı bilimi uzmanları (biyologlar) insanlarla kimi hayvanlar arasında genetik benzerlikler bulunduğunu belirlemediler mi? Tüm canlıların ortak özelliğinin HÜCRE denilen yapıtaşlarına sahip oldukları anlaşılmadı mı?

 

İnsanlarla hayvanlar arasındaki duygu benzerliklerinden söz ediyorduk.  İkisinde de korku duygusu vardı ve bu duygu, bizi tehlikelerden korunmak için gerektiği gibi davranmaya zorluyordu.

 

Peki, hayvanlar da insanlar gibi sevinirler, üzülürler, merak ederler mi?  Ağıllarda, ahırlarda uzun süre kapalı kalmış hayvanlar bir an serbest bırakıldıklarında ya da analarından gün boyu uzak kalmış kuzuların koyunlar ağıla döndüğünde sevinçten nasıl hoplayıp zıpladıklarını, evde gün boyu zincire vurulan av köpeklerinin akşam üstü eve dönen sahiplerini nasıl karşıladıklarını görenler, yavrusunu yitiren güvercinlerin günler geceler boyunca inleyip perişan olduklarına, yavrularını nasıl köşe bucak aradıklarına tanık olanlar,  hayvanlarla İnsanlar arasındaki bedensel, duygusal ve davranışsal benzerliklerin ne kadar çok ve ne kadar düşündürücü olduğunu tartışmasız teslim ederler. Yavrularını savunmada gurk tavukların, kendi çöplüklerini ve kümeslerini savunmada horozların, sürülerini savunmada çoban köpeklerinin kararlı, dirençli ve belaysa bela tavırları insanların benzer tavırlarından hiç de geri kalmıyor, değil mi?

 

Öyle ise, kuzum, içinde hayvan adı geçen cümleler kurarken söze neden “Affedersiniz, eşeğin biri bahçeye girmiş de..” diyerek başlıyoruz?  Hayvan adlarını neden hakaret anlamında kullanıyoruz? Öyle sanıyorum ki, kendi değerimizden kuşkuya düştüğümüz içindir ki  değersizliği, kötülüğü hayvanlara yükleyerek kendimizi aklama telaşına düşüyoruz. Kendi adıma söyleyeyim, ben, kendimi ne toplumca çok büyük, çok saygıdeğer zatlarından küçük ve değersiz, ne de ottan, börtü böcekten, kurttan kuştan,  cümle bitkilerden… değerli görüyorum. Biliyorum ki tüm canlı varlıklar, hücre denilen yapıtaşlarından oluşan, deri, post, kabuk gibi adlar verdiğimiz bir sınırla çevrili birer gövdeye, beslenme, barınma, üreme, korunma, çevreye uyum sağlama, aynı türden varlıkların oluşturduğu topluluk içindeki hiyerarşik konumlamada dengeli bir yer elde etme… gibi amaçlarla yaşamı boyunca çırpınan canlılarız. Kimsenin kimseden daha saygın, daha üstün… olduğu yok. Herkes kendi derdinde, kendi telaşında.  Dünya nimetlerinden kendi gücüne, becerisine, kendi konumuna göre yararlanmaya çalışıyor.

 

İnsanlarla hayvanlar arasında belirgin bir farklılık arıyorsak, bunun ancak doğal olmayan İNSANCA ÜRETİLMİŞ DEĞERLER konusunda bulunduğu söylenebilir. Hayvanın, insanın zorunlu olan toplu yaşamı kurmak ve korumak amacıyla ürettiği başlıca değerlerden olan hak, hukuk, ahde vefa, borç, ahlak, sadakat, namus gibi değerler ve ahlaka uygunluk kaygısı yoktur. Hayvanı ihtiyaçlarını karşılama konusunda sınırlayan tek şey, gücü ve ihtiyaçlarıdır.  Hayvan, gücü yetiyorsa, yapmak istediği her şeyi yapar. İnsan ise, insanlaşma sürecinde toplumsal dengeyi kurmak ve korumak amacıyladır ki ahlak gibi, hukuk gibi, gelenek ve görenek gibi, din gibi birtakım değerler üretmiş ve toplumun tüm bireylerinin bu değerlere uymasını istemiştir. Ama yine insandır ki, toplumu yönetme konusunda iktidara gelip hesap sorulmazlık düzeyine ulaştığında, kendisini ve yakınlarını bu kurallara uymaktan muaf görmeyi kendisi için hak görmüş, birtakım dokunulmazlık, hesap vermezlik zırhları üreterek kuralları çiğneme seviyesini (ya da seviyesizliğini) korumaya çalışmıştır. Ekonomik ya da siyasi erk sahiplerinin kendilerini hiçbir kuralla bağlı hissetmemelerinin nedeni, yukarıda anlatılmaya çalışılan insan – hayvan benzerliğidir, Öte yandan, kendisini her türlü kurala uymakla yükümlü sayan güçsüzlerin güçlülere kural tanımazlık muafiyeti varsaymaları da, güçsüz hayvanların güçlüler karşısındaki tavırlarıyla aynı kökenlidir.

 

Evet, işte size bir kır gezintisinin düşündürdükleri… Gezmek, boş boş bakarak yürümek değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir