KIRLARDA DOLAŞIRKEN

Kim sevmez kırlarda dolaşmayı? Hele ilkyaz günlerinde… Toprağın her zerresinden yaşam fışkırıyor. Yeşilin tonları, otların, dikenli bitkilerin çeşitleri, biçimleri,  çiçeklerin  baş döndürücü güzellikleri, renkleri, kokuları.. öyle bir cümbüş yaratıyor ki manzara  karşısında  büyülenip kalıyor insan.

 

Ve ormanlar!..  Ne kadar çok ağaç çeşidimiz var! Meşeler, gürgenler, kayınlar, ıhlamurlar, kızılcıklar, çınarlar, yaban fındıkları, yaban erikleri, yaban gülleri, yaban asmaları, erguvanlar, muşmulalar, ağaç gövdelerine dolanmış sarmaşıklar ve daha neler neler! Her ağaç, her ağaç topluluğu, her orman  güzellikte diğerleriyle yarışıyor adeta.

 

Hiç bir meşe ağacı başka bir meşe ağacına tam bezemiyor.  Hiç bir meşe dalı ağacın diğer dallarının tıpkısı değil. Hiç bir  yaprak, aynı daldaki, aynı ağaçtaki yaprakların tıpatıp benzeri değil. Olamaz da zaten. Çünkü her ağaç, her dal, her yaprak, her ot,  her çiçek… su kaynağına, gün ışığına, rüzgara… farklı konumda. Farklı etkilerin farklı sonuçlara yol açması kimsenin değiştiremeyeceği  doğa yasası… Ne diyor bilginler:  Nedenler değişince sonuçlar da değişir… İnsanların birbirine benzemezliği, günden güne kendilerinden de farklılaşmaları da aynı yasanın sonucu değil mi? Yaşımız ilerledikçe bedenimizde değişiklikler olmuyor mu? Bilgimiz, görgümüz, deneyimlerimiz arttıkça davranışlarımız, hayata ve olaylara bakışımız değişmiyor mu?

 

Her neyse, bir yandan, gördüklerimizden dersler çıkarmaya çalışırken bir yandan da yürüyüşümüzü sürdürelim: İşte birkaç adım önümüzde bir karaçalı kümesi. Birden, çalının dibinden kuvvetli bir hışırtı yükseliyor ve biz can havliyle kendimizi birkaç adım geriye atıyoruz. Korkudan dilimiz tutuluyor neredeyse. Derken fark ediyoruz ki, ödümüzü çatlatan, bizden korkup kaçan zavallı bir yaban tavşanıymış. Biz oralara gelmeden önce, hayvan, taze çimenlerle karnını bir güzel doyurmuş, sonra da emin bulduğu çalı dibinde kıvrılıp yatmışmış. İkimiz de o anda ölesiye korkup kaçarak  ne olduğunu bilmediğimiz tehlikeden kurtuluyoruz… Korku, Organizmanın geliştirdiği en yararlı duygulardan biri: Olası tehlikelerden korunmaya zorluyor canlıyı.

 

Bu korkulu deneyim,  hayvanların da, insanların da korkma konusunda  benzeştiklerini öğretiyor bize. Ve merak ediyoruz, başka benzerliklerimiz  de var mı diye.  Örneğin hayvanlar da bizim gibi sevinirler mi? Acı çekerler mi? Dostluklar kurarlar mı? Kıskanırlar mı? Beslenme, barınma, üreme, savunma, öğrenme, alışkanlıklar geliştirme konularında benzerliklerimiz var mı?

 

Bu  soruların yanıtlarını başka bir yazıda araştırmaya çalışalım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir