KUYUDAKİ TAŞI ÇIKARMAK…

“Bir delinin kuyuya attığı taşı bin akıllı çıkaramazmış.” derler, doğrudur. Kültür kuyumuz kendini akıllı sanan kimi şaşkınların  attığı zararlı taşlarla neredeyse ağzına kadar doludur: “Karının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etme!” , “Kadının saçı uzun, aklı kısa!”, “Kızı kendi haline bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya”,  “Kızını dövmeyen dizini döver!” gibi… Bunlar ve benzeri inançlar aile yaşamımızı cehenneme çeviren çarkın dişlileridir.  Kendilerini bu kanlı çarklara  kaptıran ailelerin ve bireylerin vay haline!

 

Yalnızca birkaçı yukarıya alınmış böylesi çağ dışı inançların  müminleri, bunları kendilerine kabul ettiren ve uygulanmasını sürekli kontrol eden mahalle baskısının, aşiret baskısının altında öyle ezilirler, kişiliklerini öyle yitirirler ki sosyal çevrelerince kınanmamak, dışlanmamak için aile bireylerini ezmekten, hatta öldürmekten zerrece çekinmezler. BU ZULMÜ, BU VAHŞETİ İCRA EDERKEN DE GEREKÇELERİ TÖREYİ UYGULAMAKTIR. Mahallenin, aşiretin leş gibi cehalet kokan, bencillik kokan, mahalle ve aşiret egemenlerinin ya da aile egemenlerinin çıkarlarını korumaya yönelik değerlerine boyun eğerek eşlerini, çocuklarını, kardeşlerini katletmeyi kaçınılamaz, ertelenemez bir görev sayarlar. Ve elbet uyguladıkları, baskıdan, zulümden, cinayetten sonra yaptıklarının alkışlanmasını, cinayetlerinin karşılığı olarak erkekliklerinin onaylanmasını beklerler… ve daha kötüsü, toplumun bir kısmı da “Ne erkek adammış be, helal olsun!” diyerek böylelerine gaz verirler…

 

Türkiye’de hemen her gün birkaç kadının öldürülüyor olması, kültürümüzün kadını erkeğin eşyası olarak görmekte olduğunun açık kanıtıdır. Ve ne üzücüdür ki eğitim kurumlarımız ve eğitim programlarımız kadınlarımızın erkeğin eşyası olmadığını, evlatlarımızın bizim tasarrufumuza tabi nesneler olmadıklarını anlatmak gibi bir niyete sahip değillerdir.

 

Bu duyarsız, bu örgütsüz, bu şakşakçı toplumun bir şekilde bu derin uykudan uyandırılması, bütün insanların tek  tek insan olduklarının, hiç kimsenin başkalarının istediği gibi yaşamakla yükümlü olmadığının ve hiç kimsenin başkalarının yaşamını yönlendirmek, biçimlendirmek hakkının bulunmadığının, başkalarına ancak ve yalnızca tavsiyelerde bulunulabileceğinin, hiç kimsenin başkalarının malı ya da kölesi, cariyesi olma yükümlülüğünün de başkalarının efendisi olma hakkının da bulunmadığının herkese, hatta en kalın kafalılara bile açıkça ve gerekirse zorla öğretilmesi, anlatılması gerekir… Bu gerekliliğin yerine getirilmesini, toplumumuzu Araplaştırmaktan başka bir çabası bulunmayan siyasi kadrolardan beklemek ise yazık ki ham hayal bile değildir.

 

Hal böyle ise, ey insanlar! Ey başkalarının kulu, kölesi , adamı da, ve efendisi de olmayı reddeden insanlar… size düşen, bize düşen görev, insanlara kulluğun, köleliğin, şunun bunun adamlığının ne kadar küçültücü, ne kadar aşağılayıcı olduğunu, ve başkalarına efendilik, hükümdarlık taslayanların ne kadar aşağılık olduklarını bıkmadan, usanmadan, yılmadan… anlatmaya çalışmaktır. Kültür kuyumuzu insana teslimiyeti,  güçlüye boyun eğmeyi, kendini küçük ve aciz görmeyi telkin eden kirli taşlardan temizlemek için  el birliğiyle, güç birliğiyle çalışmaktan  başka çözüm yolu yok!  Bizi bizden başka kurtaracak hiçbir güç yok ve kurtuluş ancak bilinç ve kararlılıkla, bilimle, çalışmayla mümkündür. Görevimiz ve tek çaremiz, kültür kuyumuzu dolduran o kirli taşları, batıl inançları tek tek çıkarıp atmaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir