MERHAMETTEN MARAZ DOĞMALI MI?

Yazımızın başlığını oluşturan “Merhametten maraz doğar!” sözünü pek çoğumuz bir çok kez duymuşuzdur. Aramızda bu sözü öfkeyle, pişmanlıkla en azından bir kez söylemeyen kimse yok gibidir belki de. Neden böyledir bu?

 

Toplumumuzda öyle insanlar vardır ki, onlar için amaca ulaştıracak her yol, her yöntem mübahtır. Yeter ki bu yolla ulaşabilecekleri bir çıkar, arzu edilir bir sonuç olsun. Güya  bir hayır kurumu yararına, hasta bir yakınına ya da doğrudan kendisine yardım talebiyle, yalan dolanla, yalvarıp yakarmayla, merhamet istismarcılığıyla iyi niyetli insanları soymak onlar için en sıradan işlerdir.  Eğer yüreğinizin sesini dinlerseniz, onların taleplerini olumlu karşılamaktan başka seçeneğiniz kalmaz. Borç istiyorlarsa, kendi cebinizde olmasa da birilerinden bulur buluşturur, verirsiniz. Borçlarını erteletmek istiyorlarsa önerilerini hemen kabul edersiniz. Sonra? Sonrası bildiğiniz gibi, topladıkları yardım paralarını kendi ceplerine tıkarlar. Cebinizdeki parayı borç diye verdinizse böylelerine, vade günü gelir, onlar gelmez. Arayıp gelemeyeceklerini de bildirmezler nezaketen. Siz aramaya kalkarsanız yandınız demektir: “Patladın mı Yahu?” diye başlarlar, sonra etmedik hakaret bırakmazlar. Büyük bir utançla, çaresizlikle dönüp gidersiniz geldiğiniz yere. Bilenleriniz, “Kendim ettim, kendim buldum, eyvah eyvah hey…!”  diye yanık türküler söylemeye koyulursunuz. Kandırılmış olmayı içinize sindirirseniz,  olay çıkmaz. Ama “Bu bana yapılır mı ulan!”lı bir tepkiye soyunursanız, yolunuz karakola mı, hastaneye mi düşer, bilinmez…

 

Neden böyle oluyor peki?  Açıkçası şundan: İnsanlarımızın eğitimiyle uğraşan kurumlar, kişilik eğitimi konusunda hiçbir şey bilmiyor ve bu konuda hiç bir çaba, hiçbir özen göstermiyorlar. Merhametin faziletinden söz ediyorlar da merhamet istismarcılığının çirkinliğine hiç dokunmuyorlar. İstismarcılar düpedüz marifet sayıyorlar, hak sayıyorlar yaptıklarını. Uygun ortam bulduklarında övünüyorlar bile yaptıklarıyla. “Memleketin enayisi bu kadar bol oldukça biz aç kalmayız!” diyorlar açıkça… Merhametten zarar görenlerin çoğu ise, işi Allaha havale ediyor ve iyilik yaptığına bin pişman, “Merhametten maraz doğarmış!” diyerek  bir daha hiç kimseye acımamaya karar veriyorlar…

 

Böylece, toplumun yardımlaşma, güçsüzleri kayırıp koruma duyguları günden güne zayıflıyor, yok olup gidiyor. Zaman içinde, gerçekten  güçsüz  ve muhtaç olanlar bile iyi niyetli insanların yardım ve dayanışmasından yoksun kalmaya başlıyorlar. Kötüler, yalnızca iyilere değil, gerçekten güçsüz olanlara da zararlar veriyorlar böylece.

 

Ee, ne yapalım öyleyse? Merhamet sömürücülerine kızıp gerçekten güçsüz insanlara da mı dönelim sırtımızı? Böyle bir davranış her halde çok yanlış olur. Öyleyse yardımlaşmadan, dayanışmadan asla vazgeçmeyelim, ama aramızdaki merhamet sömürücülerini de teşhis, teşhir ve tecrit  edelim. Ancak böyle davranarak toplumsal birlik ve dayanışma hasletimizi koruyabiliriz. Duygu sömürücüleri karşısında sessiz ve tepkisiz kalmak, cezalandırılmalarını Allaha havale etmek, meydanı onlara bırakmaktan, azgınlaştırmaktan başka sonuç vermez çünkü… Yasaları uygulamakla görevli olanlara da görev düşüyor bu konuda.  Makbuzsuz ve izinsiz yardım toplanamayacağına dair yasa hükümlerinin görmezden gelinmesinin bu alandaki istismarı teşvikten, hatta düpedüz desteklemekten başka ne anlamı var ki? Bütün bunlara seyirci kalalım da merhametten maraz mı doğsun?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir