“MÜBAREK ZAT” İLE HAKİM HANIMIN AŞKI

Haber Türk gazetesinin  29.06.2012 tarihli, Antalya çıkışlı bir haberine bakalım önce: “Aile Mahkemesi Hakimi Bayan S. I., kendisini MÜBAREK ZAT diye yutturan pratisyen  hekim ve sahte şeyh (!) olan A.C.Y.’ye aşık oldu, bu yetmedi, evlenme umuduyla bir milyon TL. kaptırdı!..” Mübarek Zat’ın (!) ve çetedeki arkadaşlarının tuzağına düşen, aralarında avukat ve öğretmenlerin de  bulunduğu birçok kişinin bu mübarekler çetesine yedirdiği para 5 – 6 milyon TL kadarmış. Sonunda polis mübarek zatları derdest etmiş. V.s, v.s…

 

Türkiye’de hala böyle hakimler, avukatlar, öğretmenler… bulunduğuna, bu güya okumuş (gerçekte ise beyinleri yıkanmış, birtakım efendi hazretlerinin militanı, papağanı haline getirilmiş, mantık, sorgulama ve muhakeme yeteneğinden yoksun) takımının  birtakım gerçekten mübarek insanların varlığına,  bu mübareklerin Allah tarafından kendilerine yönlendirildiğine,  kendilerinin ise maddi varlıklarının yanı sıra eşe dosta, bankalara borçlanarak topladıkları paraları bile mübareklere yedirerek cennete gideceklerine inanabiliyorlarsa, vay bu memleketin haline.  Demek ki, bu Milet, bu mübarek (!)  zatların Deniz Feneri, Mercümek Dosyası, Kombassan gibi, yüz binlerce saf mümini düpedüz soyan, inançları sömüren birçok benzeri soygunlarından, Bursa’daki şu badeleyici şeyhin sır odasında olup bitenlerden ders almak bir yana, bu zatların cennet vaadleriyle kandırarak müritlerini nasıl her türlü  kullanıp  aşağıladıklarından haberdar bile olmamışlardır.   Eh, sayıları hızla artan böylesi hakiminin, avukatının öğretmeninin böyle kandırılabildiği bir toplumda bir çırpıda  ileri demokrasinin, hatta süper ileri demokrasininkuruluvermesinde şaşılacak bir yan yok!

 

Antalya olayı, ülkemizin  gerek genel kültür, gerek ilköğretim,  orta ve yüksek öğretim ve mesleki öğretim bakımından ne derin bir sefalet içinde bulunduğunu apaçık ortaya koyan pek çok örnekten biri… Düşününüz ki kendisinden adalet beklediğimiz bir hakim, takkeli bir soytarının sinekleri, kedileri üfürükle uzaklaştırabileceğine, bu marifetleri nedeniyle keramet sahibi olduğuna… inanabiliyor, bundan dolayı da ona aşık olabiliyor. Kuşku yok, bu algı ve inanç düzeyi onun verdiği kararları da etkilemiştir, etkileyecektir. Bir avukat, müvekkillerine vereceği hizmeti bu hurafeler çerçevesinde şekillendiriyor, şekillendirecektir. Bir öğretmen, öğrencilerinin beynini, tıpkı o lanetlik yurtlarda kendisine uygulandığı gibi, hurafelerle yıkıyor… Ve yurttaşlarımız, kendilerini, çocuklarını tam bir güvenle bu tip kişilere teslim edebiliyor! Yazık ki, pek çok insanımız, bu sömürgenlerin, bu beyin yıkayıcıların kendi çocuklarını hangi okullarda okuttuğuna, neler öğrettiğine dönüp bakmıyor bile… Zavallı çocuklarımız, bu canavarların iğrenç ellerine, çok iyi eğitilecekleri umuduyla teslim ediliyor.  Analar, babalar, çocuklarının bu kurumlarda hiçbir şekilde eğitilmediklerini, yalnızca beyinlerinin yıkandığını, kendilerine “ilim” adı altında çoğu işe yaramaz, ipe sapa gelmez saçmalıklar ezberletildiğini, kafalarının ve geleceklerinin karartıldığını bilmiyorlar. O kadar ki, “ilim irfan sahibi oldukları”  sanılan bu çocuklar, her türlü istismara, kandırılmaya son derece açık bir halde hayata atılıyor ve siyasi istismarcılardan başka, Antalyalı keramet ehli muhterem zatlar gibi doğrudan soyguncu mübareklerin (!) kucaklarına da düşebiliyorlar.  Sevgili anne babalar, gelin, çocuklarınızı bu mübarek zatların (!) ellerine, yurtlarına teslim etmeyin. Yoksa çocuklarınıza yazık olur, çok yazık olur…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir