MUSKACI PAŞALAR…

Bir varmış, bir yokmuş. Şimdiki zaman içinde ülkelerden küçük bir ülke, o ülkede küçük bir kral, kralın çevresinde bir hey’et-i vükela,  bir de paşagiller varmış. Kral hazretleri günün birinde kendisinden çok çok daha büyük bir kralın bulunduğunu, bu büyük kralın büyümek isteyen krallıklarla dostluklar kurmak istediğini, isteyen küçük kralların paşalarını kendi paşaları gibi öylece, sevabına falan eğitmek istediğini…  duymuş. Kimden mi? Elbet o büyük, büyük, çok büyük kralın adamlarından.  “Şu dünyada ne hayır sever krallar var,” demiş adamlarına. “Bizim paşalarımızı kendi paşaları gibi eğitmek istiyorlar, hem de öylece, sevabına…” Kralın adamları, çok çok güzel, ne duruyoruz, hemen postalayalım, üçer beşer, onar yirmişer…” diye  alkışa, pohpoha durmuşlar. Sonunda, kral, büyük paşalarının, orta paşalarının, küçük paşalarının, gelecekte paşa olacakların bir kısmını büyük büyük kralın paşaları gibi, öylece, sevabına… eğitilmesi için büyük büyük krallığa bölük bölük göndermeye başlamış. Göndermiş, göndermiş… Bir zaman sonra, büyük krallığın akademisinden mezun olup dönmeye başlamış küçük krallığın paşaları. Büyük büyük kral, kendine göre eğittiği paşaların ardından, diplomalarını ve karnelerini küçük krala elden gönderiyormuş.

 

Küçük kral, büyük fedakarlıklarla taa büyük krallığa kadar gönderip bir kez daha eğitimden geçirttiği paşalarını, bu kez yeni diploma notlarına göre yeniden sınıflıyormuş: Büyük kraldan ve küçük kraldan yana olanlar, büyük krala ve küçük krala karşı olanlar, ne olduğu anlaşılamayanlar,  suya sabuna dokunmayanlar… Ve son bir sınıf daha: Cebinde muska taşıyanlar…  Küçük kral, bu yeniden eğitim görmüş paşalara yeni rütbeler, yeni makamlar verirken yalnızca büyük kralın gönderdiği işte bu gizli belgeleri esas alıyor, en yüksek makamlara yalnızca kendisinden ve büyük kraldan yana olanları atıyormuş.

 

Her nasıl olmuşsa olmuş, günlerden bir gün, hırsı boyundan da, burnundan  da , aklından da çok büyük, çok hareketli, çok karizmatik, çok cevval, çok çevik bir paşa, çok etkili bir göreve atanmış… Paşa, çevresine güvenirmiş gerçi, ama en çok da cebindeki kudreti sonsuz muskaya güvenirmiş. O çok önemli makama gelir gelmez hemen krallığın tepesine dikmiş gözünü. Ne yapsam, ne etsem diye düşünmüş uzun uzun… Ülkesindeki güç dengelerini bir güzel ölçüp biçmiş, tartmış, sonra… Arayan bulur derler ya, cebi muskalı paşa da kendisini murada erdirecek bir yol bulmuş: Çok soğuk bir şubat ayının son günü, küçük krala bir mektup döşenmiş. “Gidişatını beğenmiyom, ayağını denk al!” diye yazmış özetle. Eee ! Koskoca kral, başka işi yok da o kışta kıyamette tutup bu paşayla mı uğraşsın?  Tahtını veliahdına devredip köşeye çekilmiş… Paşa uzunca bir süre kulak kesilmiş, sokağı dinlemiş. Beklemiş ki halk sokaklara dökülsün, “Ya ya ya, şa şa şa, paşa maşa çok yaşa” diye kendisini köşke davet etsin. Aradan günler geçmiş, sokakta çıt yok! Almış mı bizimkini bir korku? Tutmuş bu kez Veliahdı yumuşatmanın yolunu aramaya koyulmuş ve kendince bir yol bulmuş elbet: Veliahdın bir zamanlar yedikleri bisküvi, içtikleri kola ayrı gitmeyen bir arkadaşını  bulmuş, “Bak” demiş, “Ben size karşı değilim, bir hatadır oldu işte, bir dolduruşa geldim. Çok çok pişmanım. Ve cebinden bir muska çıkarıp göstermiş, “Sizden olduğuma inanmıyorsan, işte de delilim, Çok etkili bir muskadır bu, bunu cebime koymadan asla evimden dışarı çıkmam. Bu muska, taşıyanını kurşundan da her türlü kazadan beladan da korur. Şimdi sizden olduğuma inandınız mı? Beni anladınız mı?” Sonra cebinden bir zarf çıkarmış, “İşte bir belge daha, bunlar  da sizinle ilgili ihbar mektupları. İşleme koydurtmadım. Bunlar benim sizden yana olduğumu göstermez mi?”    Hınzır bisküvici, muskalı paşaya ne dese beğenirsiniz? “Ben öyle hurafelere inananlardan değilim, paşa! Bu mavalları başkasına anlat. Getirdiğin ihbar mektuplarını da umursamam! Ama istersen, emekli olduğunda seni yanıma güvenlik şefi olarak alabilirim.”

 

Ve aradan bir süre geçmiş, muskalı paşa, öyle kurşun geçirmezlik falan bir yana, bir bisküviciyi bile kandırma gücü olmayan muskasını gerçek kimlik kartı gibi koynunda saklayarak gitmiş bisküvicinin şirketine, “Ben emekli oldum ve emriniz  üzerine geldim efendim!”  diyerek kişiliğine çok yakışan yeni işine başlamış. Onlar ermiş muradına…   Ee, peki, küçük krallığın paşaları arasında başkaca cebi muskalı paşa yok muymuş? Biz nereden bilelim, bunu bilse bilse büyük kral bilir ama söylentilere  göre bir hayli muskalı paşa varmış. Günahı söyleyenlerin boynuna, darısı öteki muskacı paşaların başına…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir