NE KENDİNE BENZER NE BAŞKASINA…

Ben, sen, o, biz, siz, onlar, bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar… Hiç kimse, hiçbir şey başkasına benzemez! Hiç kimse, hiçbir şey, kendisine de benzemez üstelik.  Olur mu? Nasıl mı? Şöyle:

 

Yağmur yağar, fırtına eser, toprağı  az çok aşındırır. Aşınan yüzey, aşınmadan önceki gibi değildir artık. Az ya da çok değişmiştir. Sonra yine yağmur yağar, fırtına eser, yerin yüzü yine değişir., sonra yine değişir, değişir… Yağmurun toprağı aşındırmasına erozyon, rüzgarın aşındırmasına korozyon deriz. Erozyon da, korozyon da her seferinde farklı derecelerde etkiler yüzeyleri. Bu etkilerin kimi gözle görülmeyecek derecelerde zayıf, kimi ise çevreyi tanınmaz hale getirebilecek derecede güçlü olabilir. Ve bu, böyle sürüp gider.

 

Bir insan, ana rahmine düştüğü anda şekillenmeye, değişmeye, büyümeye başlar. İlk hücre ikiye bölünerek başlar büyüme koşusuna. Sonra o iki hücre yeniden ikiye bölünür ve öncekilerle birleşmeye başlar. Tek hücrenin ikiye bölünmesiyle başlayan büyüme ve değişme, gelişme süreci yaşam boyu ölüme kadar sürüp gider. Peki, ölüm bu kesintisiz değişim sürecini sonlandırır mı? Elbet hayır! Çürüme denilen ve hücrelerin sıvılara, gazlara ve minerallere ayrışmasıyla  sonuçlanacak yeni bir süreç başlar. Sonra da  yeni süreçler izler birbirini…

 

Bitkiler ve hayvanlar için de geçerlidir aynı süreçler.  Bu süreçler, bitkiler, hayvanlar ve insanlar bakımından kaçınılmaz olduğu gibi, aynı türün bireyleri için de söz konusudur. Hiçbir ağaç başka ağaçlara benzemez çünkü aralarında tür farkları vardır. Aynı türün bireyleri arasında da beslenme, büyüme ve diğer yaşamsal ortam özellikleri arasındaki farklar nedeniyle ortaya çıkan farlılıklar bulunur. O kadar ki, bu farklı ortam etkileri, aynı yumurta ikizleri arasında bile gözle görülür biçimde ortaya çıkmaktadır. Hiçbir ağacın herhangi bir dalı öteki herhangi bir dalına, hiçbir yaprağı herhangi bir  öteki yaprağına… tıpatıp benzemez. Milyonlarca çınar ağacı yaprağını incelesek her birinin çınar yaprağı olduğunu, ancak hiç birinin öteki herhangi bir çınar yaprağıyla tıpatıp aynı almadığını rahatça tespit edebiliriz.

 

Ya biz? Biz başkalarına, kardeşlerimize benzemiyoruz da acaba kendi kendimize benziyor muyuz? Elbet hayır! Geçmiş yıllarda çekilmiş fotoğraflarımızı tarih sırasına göre yan yana dizivermek bile ne kadar değiştiğimizi açıkça gösterir. Geçen zamanın sağlığımızı, bilgi birikimimizi, dünyaya bakışımızı, insanlar ve olaylar karşısındaki duruşumuzu, algılama, yargılama güç ve yeteneğimizi, inançlarımızı…  ne kadar etkilediğini açıkça

görebiliriz.

 

Konu üstünde düşünürsek, yukarıdaki örneklerin yüzlercesini bir çırpıda sayabiliriz. O halde, geçmiştekinden farklı davranan, farklı düşünen, kısacası açıkça değişmiş insanlarla karşılaştığımızda şaşıp kalmanın gereği yoktur. Doğru olan, bu değişikliklere isyan etmek değil, bunların nedenlerini anlamaya çalışmaktır. Çünkü ancak anladığımız ölçüde sorunların çözümüne yaklaşırız. Anlamamak, öfkelenmeye, öfkeyse bizi yanlışlara, sonradan pişman olacağımız davranışlara zorlayabilir…   

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir