NE MÜMKÜN ZULM İLE BÎDÂD İLE…

“Ne mümkün zulm ile bîdâd ile imha-yı hürriyet!

Çalış, idraki kaldır muktedirsen âdemiyetten.”

 

Namık Kemal, kendi döneminin zalimlerine böyle sesleniyor Hürriyet Kasidesi başlıklı şiirinde: Hürriyet talebimizi  zulmünle, baskılarınla yok edemezsin, çalış, gücün yetiyorsa insanlığın anlayış gücünü ortadan kaldır!

 

Namık Kemal’in bu şiirinin yazılmasından  bu yana çok zaman geçti. Bir saltanat devrildi ve bir Cumhuriyet kuruldu. Ne ki saltanat yanlıları umutsuzluğa düşmedi. Arka bahçelerinde(!) bütün azimleriyle çalışarak ve eğitimin bilimsel esaslardan uzaklaştırılmasını, safsata ve hurafelere boğulmasını sağlayarak halkın hürriyet tutkusunu köreltmeyi, saltanat dönemini özletmeyi başardılar. Nesineydi halkın özgürlük, demokrasi falan! Entarisi aktandı, ne gelirse Hak’tandı. Ne gerek vardı bu dünyada hesap sormalar falan, Yoksulluk Hak’kın takdiriydi filan.  Bu siyasetin başını çeken, daha işin başında  Çamlıca Tepesinin zirvesine devasa bir sultan camii inşasına koyuldu. Caminin bahçesine de kendisi için bir türbe yeri ayırttı. E.., ne de olsa bu dünya faniydi. Elbet bir gün emr-i Hak vaki olacaktı. O günü nerede bekleyecekti hazret?  Böyle ulu, böyle azametli bir zat-ı muhteremin o eski, o küçücük köşkte vakit geçirmesi olacak iş miydi?

 

E.., Ne yapsındı peki?

 

O da tuttu, yıktığı cumhuriyetin kurucusunun kurduğu çiftliğin arazisinin altını üstüne getirerek yerine akıllara ziyan bir saray inşa ettirdi. Artık bilcümle dünya liderleri birer bahane ile gelip sarayını temaşa edecek, hasetlerinden çatır çatır çatlayacaklardı. Bin yüz elli küsur odalı beyaz sarayın ihtişamı karşısında küçük dillerini yutacaklar, “ Peh peh peh! Hay maşallah, hay maşallah!” diyeceklerdi. Böylece dünya nezdinde itibarımız bir artacak, bir artacaktı ki artık değmeyin gitsin!..

 

Haaa… Bu arada yoksulluk, işsizlik artıyor, İcra daireleri takip dosyalarıyla dolup taşıyormuş? Dert mi şimdi bu da yani? İtiraz edenler, gidişattan yakınanlar nerede peki? Birkaç muhalif politikacı ve gazeteci, iki üç televizyon kanalı ve  TGB’li gençler dışında kimse yok! Yok, işte! Halk, yolsuzlukları,  hırsızlıklara inanmıyor. Üç beş inanan da  “Allah onlara öte dünyada sorar hesabını.” diye kendini avutuyor!

 

 

Ah Namık Kemal ah! Kaş yapayım derken düpedüz göz çıkardın be koca adam! Tuttun, “Çalış, idraki kaldır ademiyetten.” dedin, onlar da kuduz gibi çalıştı, sayısız arka bahçeler kurarak idrakin köküne kibrit suyu döktüler: Gözleri önünde olup bitenleri görmezden gelip, görmedikleri ..miş …mış’lara inanan akılları kör, ilkesiz, kendine saygısız, zevk için insan öldürmeye hazır sayısız medreseli biatçılar, itaatçılar  yetiştirdiler.

 

 

Peki, onlar arka bahçelerinde dinci ve kinci kuşaklar yetiştirirken biz ne mi yaptık? Birilerinin şemsiyesine sığındık. Sığınmadık mı? Cumhuriyeti ebediyen koruyup kollayacaklarına ant içenlere inanıp güvenmedik mi? Özel yaşamımızda bilimi ve teknolojiyi ne kadar önemseyip, ne kadar içselleştirdik? Evren ve evrim derslerini kaçımız ve ne kadar önemsiyoruz? Hayatı, tarihi ve toplumu anlamada kaçımız teolojinin karanlığından kurtulup bilimi dayanak alabiliyor? Kaçımız serin deniz kıyılarında göbeğimizi kaşımayı seçim sandıklarında “saltanata hayır!” oyu kullanmaktan daha az önemsiyor? Kaçımız özgürlük fikrinin, zulme karşı direniş inancının yaygınlaşması için elinden geleni yapıyor?

 

Unutmayalım: “ Milletler hak ettikleri gibi yönetilirler!”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir