OKUMAK, İYİ DE NASIL OKUMAK?

Kitaplar, kitaplar, kitaplar… Kitaplar, bilgi, görgü, deneyim, fikir, inanç, ideoloji, birikim, öneri… nakil araçlarıdır. Kitapları yazanlar topluma aktarmak, toplumla ve gelecek kuşaklarla paylaşmak istedikleri, geçmişe, güne ve geleceğe değgin  en azından kendilerince önemli gözlem, izlenim, duygu ve değerlendirmelerini, saptama ve önermelerini… yüklerler bu araçlara çoğunlukla. Yazarlarının duygu, düşünce, gözlem, saptama ve önerilerini… taşıyan bu nakil araçları, kitapçı tezgahlarında görüşümüze sunulur. Tezgahlarda öyle çok, öyle çeşitli kitaplar vardır ki, ne aradığını bilen okuyuculardan değilsek şaşırır kalırız. Böyle durumlarda eleştirmenlerin ya da bu kitapları okumuş olanların önerilerinden yararlanırız.

 

Çoğu öneriler ve eleştiriler, doğal olarak önerenlerin ve eleştirmenlerin kendi bakışlarının ürünleridir. Kendilerine göredir yani. Kendilerince doğrudur yazdıkları, söyledikleri. Kendi inançları, ideolojileri, beğenileri, amaçları… yönlendirmiştir onları. Doğruluk, bilimsellik değildir kaygıları.  Bu nedenle, kendi yanlarına, kendi yollarına, kendi cephelerine çekmek isterler bizi. Bilerek ya da bilmeyerek, ama düpedüz yönlendirilmeye elverişli nesneler olarak görülmüş olduğumuz ortaya çıkar böylece. Kimimiz bu önerilere ve eleştirilere kapılarak, elimize tutuşturulan ya da gözümüze sokulan kitapları bu önermen ve eleştirmenlerin telkinleri doğrultusunda, BEĞENMEK YA DA BEĞENMEMEK, KABUL ETMEK YA DA REDDETMEK üzere okuruz. Daha doğrusu okur gibi yaparız… Böylece vaktimizi de enerjimizi de düpedüz çöpe atmış oluruz.  Açıktır ki başkalarının gözüyle, başkalarının ölçü ve değerleriyle okumak bize bir şey kazandırmaz.

 

Ya nasıl okumalıyız? Açıkça ve kısaca söylemek gerekirse, elimizdeki kitapta öne sürülen fikirleri, görüşleri, önerileri kabul etmek için ya da reddetmek için değil, beğenmek ya da beğenmemek için değil, ANLAMAYA ÇALIŞARAK OKUMALIYIZ. Gerekirse sözlüklerden, ansiklopedilerden ve başka bilgi kaynaklarından yararlanarak okuduğumuzu anlamaya çalışmalıyız.  Çünkü ancak anladığımız şeyleri değerlendirebiliriz. Anlamadığımız şeyler hakkında fikir yürütmek kendimizi küçük düşürmekten, gülünç düşürmekten başka bir işe yaramaz.  Unutmayalım, Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük düşünür ve yazarlardan Uğur MUMCU’nun dediği gibi, bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz. ANLAMADIĞIMIZ ŞEYLERİ KABUL ETMEK DE, REDDETMEK DE, İNANMAK DA İNANMAMAK DA  hiçbir anlam ve değer taşımaz. Okunmaya, dinlenilmeye değer sözleri, fikirleri üretmenin biricik yolu öncelikle anlamak, anlamak, anlamak…tır!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir