YALANCI ÇOBAN’IN KOYUNLARI

Çok bilinen öyküdür: Vaktiyle çobanın biri durup dururken “Yetişin köylüler, sürüye kurt saldırdı!” diye bağırmış, köylü silahlanıp yardıma koşunca çoban gülerek şaka yaptığını söylemiş. Bu şakasını birkaç  gün arayla birkaç kez tekrarlayıp aklı sıra halkı işletince kendisine duyulan güven usul usul tükenmiş.  Derken bir gün sürüye gerçekten kurt saldırınca Yalancı Çoban,  “Yetişin köylüler, sürüye kurt saldırdı!” diye feryat ettiyse de yardıma gelen olmamış. Çünkü kendisine inanan  kalmamış.

 

Sonuç: Olan zavallı  sürüye olmuş.

 

Bu öykünün yazıldığı çağda çobanlar sahici çoban, sürüler gerçekten sürü, köylüler de gerçekten köylü imiş, art arda birçok kez kandırılabilseler de, sonunda işin farkına varabilirlermiş.

 

Zamanla her şey gibi çobanlar da, sürüler de , köylüler de değişmiş. Çobanlar kurtlarla, kasaplarla işbirliği yapmayı, kurtlar insan suretinde görünmeyi öğrenmişler. Sürülerin bazı bireyleri ise insan suretine bürünmeyi becerebilmiş.  Köylülerse sürülerini çobanlara teslim etme huyundan vaz geçememişlerse de bir kısmı çobanların pek güvenilir olmayabileceğini düşünmeye başlamışlar..

 

Bundan dolayı günümüzde ilk bakışta kimin ne olduğunu anlayıvermek öyle kolay değil.  Ortalıkta dolaşanların bir çoğu   şeklen insan suretinde olsalar  bile aklen bir bölüğü  yazık ki koyun kıvamında.  Bu kesim, kendilerini büyük meydanlarda ya da ekran karşısında veya sözüm ona sohbet odalarında toplayıp nutuklar atanları yerine göre huşu içinde  göz yaşları dökerek ya da coşkuyla, avuçlarını patlatırcasına alkışlayıp dinlerler. Kendilerine  söylenenlerin doğru mu, yanlış mı, daha kötüsü yalan mı olduğunu asla sorgulamazlar. Çünkü konuşmacıların kendilerine Tanrı tarafından lütfen gönderilmiş kurtarıcı çobanlar olduklarına bütün kalpleriyle inanırlar. Bu kutsal(!) çobanlar için  kefene bürünüp meydanlara çıkanları bile olur. Çobanın halka yalan söylediğini ortaya atanlara karşı palalarıyla, meşe odunlarıyla saldırmaktan histerik bir  zevk alırlar. Bu saldırıları bir çeşit cihat  duygusu içinde gerçekleştirirler.

 

Mağduriyet iddiası, sürüleri en çok etkileyen yalanlardan olduğu için, çobanların

etkili yalanlar listesinin en başında yer alır.  Sürü bireyleri mağduriyet mavallarını tam bir imanla dinler ve anlatılan her şeye tam bir imanla inanır.   Örneğin, hiçbir kanıt gösterilememiş olsa da, Taksim Gezisi olaylarında camide bira içildiği yalanına hâlâ inananların sayısı şaşırtıcı derecede çoktur. Bir türbanlı bacımıza üstleri çıplak seksen kadar eylemcinin saldırıp üstüne işedikleri yalanı çobanlar tarafından binlerce kişinin önünde söylendiği halde bu  güne dek hiçbir kanıt gösterilememesine karşın hâlâ pek çok inananı vardır v.s., v.s.   Çobanın gündeminde “Bu gün” yok! O, sürüsüne ya seksen yıl öncesine dair yalanları, mavalları, ya da uzak geleceğe dair çılgın projeler adını verdiği düzmeceleri anlatıp duruyor. Ha, bir de mağduriyetine dair bayat acındırık tekerlemelerle dolanıyor ortalıkta. Zavallı sürüsü de yutuyor bunları iki gözü iki çeşme ve kefenlere bürünüp takılıyor peşine… O kadar ki, dolarlarla, eurolarla dolu ayakkabı kutularını, para kasası dolu yatak odalarını görmüyor gözleri, para sayma makinesinin yatak  odasında ne işi var diye sormuyor!..

 

Çobanların uygulattığı sürüleştirici eğitim boşuna mı? Bilimi temel alan eğitim programlarının dışlanması  boşuna mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir