AĞLAMAK NEYE YARAR?

Bir şarkı sözü değil  bu yazının başlığı,  düpedüz kendimize yöneltmemiz gereken bir soru! Çünkü başımız derde girdiğinde, bir sorunla ya da sorumsuzlukla karşılaştığımızda ilk tepkimiz yakınmak, sızlanmak, hatta ağlamak oluyor. Elbet hüngür hüngür ağlamak değil yaptığımız, ama sıkıntımızı, sorunumuzu çevremizdekilere öyle bir çaresizlik görüntüsü vererek anlatırız ki bizi dinleyenler dinlediklerine pişman olurlar; kendilerini adeta sorunumuzun  çözümünden sorumlu hissederler.  Çünkü derdimizi anlatma biçimimiz çözüm yolları konusunda bir danışma üslubunda değil,  düpedüz  “Benim derdim senin derdin, hadi bunu sen üstleniver.” havasındadır. Bu yaklaşım

sorunlarımızın çözülmesi bir yana, bizi yalnızlaştırmak gibi hiç istemediğimiz bir  sonuca da yol açabilir.

 

Herkesin kendi derdinin başından aştığı günümüzde başkalarına ağlayıp sızlanmanın dert sahibine psikolojik bir rahatlık sağlaması mümkün ise de derdine derman bulunması konusunda çok da umut verici bir yol değildir. Güçlükler karşısında  güvendiğimiz insanlara sığınmak galiba  çocukluk çağımızda  ailemizin  bize karşı takındığı aşırı korumacı tavırlarla yakından ilişkili.  Küçük çocuk yürümeyi öğrendiği dönemde doğal olarak sık sık düşer ve düştüğü için çok şaşırır. Bu şaşkınlık anlarında eğer aile bireyleri bir panik havasına girerlerse, doğaldır ki çocuk da paniğe girer ve hem yürüme cesaretini yitirir hem de düştüğü yerden kalkmak için ailesinin yardımını ister; karşılaştığı  engelleri kendi çabasıyla aşmaya çalışmak yerine göz yaşını bir silah gibi kullanarak ailesini ve çevresini kendi yerine cepheye sürmeye tevessül eder. Bu yaşlarda edinilen ağlama, sızlanma alışkanlığı, yazık ki çoğu kişide yaşam boyu devam edebilmektedir. oysa sorunlarımızın ağlayıp sızlanmayla, çözümünü büyüklerimize ve yakınlarımıza havale yoluyla çözülemeyeceği binbir denemeyle sabittir.

 

Unutmayalım ki sorunlarımızı çözmelerini beklediğimiz yakınlarımızın, dostlarımızın da kendilerini çok zorlayan sorunları vardır.  Doğal olarak herkesin derdi öncelikle kendi derdidir. Öyleyse bizim  dertlerimiz de öncelikle kendi dertlerimizdir.  “El elin eşeğini ıslık çalarak arar!”,  “Yanan kendi derdine yanar!” ve benzeri atasözlerimiz  boşuna söylenmemiştir.

 

Kısaca söylemek gerekirse, bizim derdimiz, yine bizim derdimizdir. Sorunlarımızı çözme görevi öncelikle bize düşer.  Ancak dertlerimizden başkalarına ille de söz edecek isek, bu yalnızca onların aynı durumda nasıl bir çözüm bulduklarını    anlamak ya da kendi çabamızla bulduğumuz çözümleri,  deneyimleri   başka  sorun sahipleriyle paylaşmak amaçlı olmalıdır.  Unutmamalıyız ki   çözümler göz yaşı dökmekte değil, zorluklarla akıllıca savaşmaktadır. Yeter ki  yapabiliriz, çözebiliriz, başarabiliriz  diyelim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test