AYNAYA BAKMAK

Ayna, insanlığın en önemli buluşlarından biri. Günlük yaşamımızdaki yeri çok büyük. Çocukluğumda köy gençlerinin  ceplerinde küçük, yuvarlak, teneke kaplı, renkli, çiçeklerle  ya da insan suretleriyle süslenmiş aynalar taşıdıklarını hatırlıyorum. Erkekler, çalımına getirip kızların yüzüne ayna çakarak ilgilerini, sevgilerini açığa vururlar, kızlar da bu ilgiden hoşnut kalırlardı. Bu yüzden kavgalar da çıkardı bir yandan. Yüzüne ayna tutulan kızda başkasının da gönlü varsa, ya da kızın ağabeyi, erkek kardeşi oradaysa fena çıngarlar çıkardı.

 

Aynanın hayatımızda ilan-ı aşka alet olmaktan başka  kullanım alanları da var elbet. Giyim kuşamımızı, saçımızı, görüntümüzü gözden geçirip gerekli düzeltmeleri yapmamıza da yardımcı olur.  Ve daha buna benzer işlerde kullanırız aynayı… Gelin, görün ki bunlardan daha önemli bir işlevi de var onun. Bakmasını bilene, yalnızca dış görünüşünü değil, iç dünyasını da gösterir: Cömertçe ya da acımasızca…

 

Ayna,  görüntüyü okumayı bilenler için insanın yalnızca dış görünüşünü yansıtmakla kalmaz, iç dünyasını, sevinçlerini, öfkelerini, korku ve kaygılarını, iç çatışmalarını, gururlarını, pişmanlıklarını ve  utançlarını… kısacası görünmeyen  kişilik hallerini de yansıtır. 

 

Mevlana’nın bir sözü vardır: “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün.”  Gerçekten de olduğumuz gibi görünebilecek kadar cesur ya da göründüğümüz gibi olabilecek kadar dürüst ve güçlü iradelere sahip olabilsek ne kadar güzel olurdu değil mi? Gelin görün ki ne nefsimize söz geçirebiliyoruz, ne toplumun onayından vazgeçebiliyoruz. Bir yandan nefsimize uyarak bencilce davranıyor, başkalarının haklarına, alın terlerine, onurlarına gizlice veya açıkça el uzatıyoruz, bir yandan da düzmece bahanelerin, yalan dolanın arkasına saklanarak rezilliklerimizi gözden uzak tutmaya ya da yaptıklarımızda haklı olduğumuzu millete inandırmaya çalışıyoruz.

 

Suçlarımızı, ayıplarımızı, başkalarının gözünden bir süreliğine gizlemek belki mümkündür, ama kendimizi kandırmamızın pek de kolay olmadığını sanıyorum.  Eğer aynaya baktığımızda karşımızdaki görüntünün ardındaki iç dünyamızın gerçek görüntüsünü de algılama yeteneğine sahipsek,  göreceğimiz şey  gerçekten özü sözü bir, dahası kendisiyle ve tüm varlıklarla barışık, yani her şeyin, herkesin mutluluğuna omuz veren bir güzel insanı,  ya da  kendi beş paralık çıkarı için anasını bile harcamaktan çekinmeyen bir zavallıyı, insan olma şansını kaçırmış aşağılık bir canlıyı görürüz.

 

 Aynaya bakarken yalnız o ilk görüntüyü değil, lütfen onun ardındaki gerçek kendimizi de görmeye çalışalım ve kılığımızdaki olumsuzluklar kadar, benliğimizdeki olumsuzlukları, çarpıklıkları da görüp düzeltelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test