BEN’İMİZİ VE BENCİLLİĞİMİZİ AŞMAK…

Kimi insanların buldukları her fırsatta, her yerde, sohbet ya da tartışma konusu  ne olursa olsun, yerli yersiz söze girerek “Ben, ben, ben…” diye diye  kendilerini gündemin baş konusu haline getirdiklerine pek çok kez tanık olmuş, uzun süre sabırla dinledikten sonra sıkılmış, kurtuluşu toplantıyı  usulca terk etmekte bulmuşsunuzdur.

 

Kendilerini gündemin ilk ve tek maddesi yapmaya çalışanlar neden böyle davranırlar? Onlar için neden kendilerinden başka hiçbir şey, hiç kimse önemli değil? Öyle sanıyorum ki onları böyle davranmaya zorlayan, var olduklarını, önemli olduklarını, hatta çok çok önemli olduklarını gösterme, kabul ettirme ihtiyaçlarıdır. Ben, ben, ben diye başlayıp bitirdikleri sonu gelmez cümlelerin anlamı kısaca şudur: “Ey insanlar, ben de varım, ben de önemliyim, beni neden görmezden, duymazdan geliyorsunuz? Beni neden önemsemiyorsunuz beni neden yok sayıyorsunuz?”  Bu, düpedüz çığlıktır. İlgi görmeyen, dışlanmışlık duygusunu yaşayan insanın çığlığıdır.

 

Bu çığlıkların sahipleri her ne kadar can sıkıcı, hatta bıktırıcı, usandırıcı olsalar da bir ölçüde haklılık paylarının bulunduğu düşünülebilir.  Kim bilir, belki de onları bu hale düşüren biraz da bizim ilgisizliğimizdir. Onlara hiç ilgi göstermememiz, zaman ayırmamamızdır.  Kendi dertlerimiz içinde öyle yitip gidiyoruz ki çevremizdeki insanların farkına bile varmaz oluyoruz. Onlarla sohbet edermiş gibi yapıp yalnızca biz konuşuyoruz, kendi dertlerimizi, düşüncelerimizi, kendi anılarımızı, kendi yargılarımızı anlatıp duruyoruz da karşımızdakine kendisinden, kendi sorunlarından, iç dünyasından söz etmesi için hiç fırsat vermiyoruz. Yanı biz de düpedüz onlar gibi davranıyoruz.  Kendi benliğimizin, bencilliğimizin içinde yitip gidiyoruz. Böyle davranarak başkalarının vaktine de kendi vaktimize de yazık ediyoruz ve çevremizi kazanmaya çalışırken istemeden, farkında olmadan kaybediyoruz. İnsanlar bizden usul usul uzaklaşıp gidiyorlar.    

 

Bizi ve başkalarını çekilmez hale getiren, yukarıda sözünü etmeye çalıştığımız ben’lik duygumuzdur. Gerçi benlik duygumuz yukarıda vurgulanmaya çalışıldığı gibi insanı toplumdan dışlatmaya neden olabilecek tavır ve davranışlara yol açabiliyor, hatta bencillik boyutuna tırmanarak  kişiliğimizin mutlak hakimi haline gelebiliyorsa da,  akılla kontrol altına alındığında yaşamımızı güzelleştirmesi de mümkündür. Ben’lik duygumuz kendimizi toplumda ve evrende canlı ve cansız sayısız varlıklar arasında  herhangi bir varlık olarak, ama elbet diğer varlıkların tümü gibi var olma, var sayılmayı, önemsenmeyi, sevilmeyi hak eden   değerli bir varlık olarak algılamamıza elverdiği ölçüde yararlıdır. Benlik duygumuz haddini aşarak bencilleşmeye vardığında ise artık kendimizden başka tüm varlıklar için  bir azap, bir kahır  kaynağı haline gelmemize yol açar.  Bu nedenle, hem kendi mutluluğumuz ve huzurumuz hem de başka varlıkların selameti için ben’liğimizi ve bencilliğimizi kontrol altına almak, daha da iyisi, bunları tümüyle aşmak zorundayız. Hayat bize, toplumlarınca en çok sevilip sayılan insanların, ben’liklerini ve bencilliklerini aşabildiklerini gösteriyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test