“BEŞ KİŞİ SİZE EŞEK DERSE…”

“Bir kişi size eşek derse, duymazdan gelin.

İki kişi size eşek derse, aldırmayın.

Üç kişi size eşek derse, neden diye  bir düşünün.

Dört kişi size eşek derse, kendinizi iyice gözden geçirin.

Beş kişi size eşek derse, hiç durmayın, kendinize bir semer alın… “

 

Yukarıdaki sözü kim söylemiş, bilmiyorum; ama galiba doğruluk payı oldukça yüksek bir söz.

 

Beğenilmek, kusursuz olmak, yeterli olmak, takdir edilmek… Neredeyse tüm insanların ortak beklentisi. Kim kendisi için böyle değerlendirmeler yapılsın istemez ki? Bize sadece iltifat olsun diye söyleniveren bu anlamdaki sözler bile pek hoşumuza gider. Görünüşte tevazuya yaslansak bile içten içe havalara gireriz.   Hatta, yağdanlıklarımızın bizi son peygamber diye tanıtmalarını, Tanrının tüm vasıflarını taşıdığımızı ilân etmelerini bile sessizce kabulleniriz!Ama işimize ya da kişiliğimize son derece iyi niyetli bir eleştiri ya da uyarı yöneltilmeye görsün; hemen celalleniriz: “Sen beni eleştirebilecek, uyarabilecek, anlayabilecek vs., vs., seviyede adam mısın ki? (Bizim seviyemiz her neyse!) Haddini bilmez herif, müdür, v.s. sen de!” … diye saydırırız. Bu itirazlarımızı karşımızdakinin yüzüne haykırmayı gözümüz yemiyorsa,  içimizden ya da arkasından  sülalesine kadar nesi varsa arz-ı hürmet(!) eyleriz. Kısacası övülmeye açığız da  bizi eleştirenin, kınayanın ise vay haline…

 

Bunda şaşılacak bir yan yok; çünkü dostça ya da düşmanca eleştiriler, gerçeklik payları olsun ya da olmasın, bizi kendi kimliğimiz ve kişiliğimiz konusundaki tam güvenimize karşı kuşkuya düşürür. “Acaba  kendime olan güvenim sağlam temellere oturmuyor mu, kendi hakkımda yanılıyor muyum?” gibi çok rahatsız edici  sorular uykumuzu kaçırır. Bizi bu tür sıkıntılara sokan kişileri, sözlerinde haklı olup olmadıklarına bakmaksızın, ayağımıza batmış bir diken gibi çevremizden söküp atmaya kalkışırız.  Peki, onlara karşı böyle davranmamız doğru mudur? Ya uyarıları, eleştirileri bize düşmanlıklarından değil de dostluklarından, iyi niyetlerinden doğuyorsa? Ya söyledikleri doğru ise? Öyle ya, insanlar bizim ayıplarımıza, çirkinliklerimize, ahlâksızlıklarımıza katlanmak zorunda mı?

 

Uyarı ve eleştirileri öfkeyle, önyargıyla ve ilkel savunma güdümüzle karşılayıp “Ulan sen kim oluyorsun da beni eleştiriyorsun, bana akıl veriyorsun.” gibi yakışıksız tepkiler göstermek yerine “Bu uyarı ve tepkilerde  haklılık payı var mı? Ben yanlış mı davrandım, varsa hatamı düzeltebilir miyim?” diye düşünmekte yarar yok mu? Böyle bir değerlendirme sonunda kendimizde kusur bulursak hem  yanlışımızdan zarar görenlerden özür dileyip kusurumuzu düzeltmek, hem de haklı ve yerinde uyarılarından dolayı karşımızdakine  teşekkür etmek gereğini duyabiliriz. Böyle bir tutum bize hiçbir şey kaybettirmez, aksine bizi dostça uyaran, eleştiren kimselerle yeni dostluklar kurma ve kendimizi geliştirme olanağını  verir. İnsanlaşma yolunda büyük mesafeler kazanmamızı sağlar. Öte yandan, bize yöneltilen uyarı ve eleştirilerin yanlış bilgi ve değerlendirmelerden kaynaklandığı sonucuna varırsak, hem karşımızdakini doğru bilgilendirme  hem de bizi iyi niyetle uyardığı, eleştirdiği için kendisine teşekkür etme fırsatını buluruz.

 

Dedikodu ve gıyapta yerme bütün çağlarda, bütün dünyada ve bütün kültürlerde kınanmıştır. Buna rağmen, başkalarıyla ilgili konuşmalarımızda konu onların iyilik ve başarılarından çok, kötülükleri ve başarısızlıklarıdır.  Bu, galiba çalışıp büyüme yerine başkalarını küçültüp onlardan büyük görünmeye yatkınlığımızdan geliyor. Ne  de  olsa  çalışıp büyümek  gibi  zahmetli  bir  yola göre  başkalarını küçültmek çok kolay ve kısa bir yol. Bu nedenle insanların bir kısmı ve özellikle zafer sarhoşu politikacılar  bu yolu seçmekte pek sakınca görmüyorlar.

 

Bize yöneltilen uyarı ve eleştirileri değerlendirirken insanlığın bu zaafını da dikkate almakta yarar vardır. Düşmanca, haksız ve  yanlış bilgiye dayalı uyarı ve eleştirileri çok önemsememek gerekir. Ancak birbiriyle ilgisiz bir çok kişi, bir çok yabancı devlet adamı hakkımızdaki kınama, uyarı ve eleştirilerde birleşiyorsa, ortada yanlış bilgi ve değerlendirmelerimizden başka bir durumun bulunduğunu,  eleştiriye konu davranışlarımızın bencilliğimizden, kör hırslarımızdan, megalomanimizden, yanlış değer yargılarından, ve daha bunlara benzer bir çok patolojik  nedenden kaynaklandığını,  başka bir deyişle artık semer alma vaktimizin geldiğini…  anlayıp hangi yolu izleyeceğimizi kararlaştırmak gerekir. Ya semercinin önünden geçip ahıra giden yolu seçeceğiz ya da yanlışlarımızdan, bencilliğimizden, kabalığımızdan… vazgeçip insanlaşma yoluna döneceğiz. İnsanlaşmak zor fakat onurlu, semer almak ucuz ve kolay, fakat çok küçültücü!..

 

Özgürüz, istediğimiz yolu seçebiliriz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test