“BİR GARİP ÖLMÜŞ DİYELER”…Mİ?

Türk dilinin ve Türk şiirinin en büyük ustalarından Yunus Emre, yalnız, güçsüz, korunmasız insanların  yürek yakan hallerini şu

dizeleriyle anlatır:

 

“Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip  bencileyin.”

 

Yunus Emre’nin günümüzden sekiz yüz yıl önce yakındığı  gariplik, kimsesizlik, önemsenmezlik, istenmezlik günümüzde de öyle yaygın ki …  Çevremize  dikkatlice bakarsak genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek bir çok insanın toplumun dışına düşmüş bulunduğunu, sağlıkla yaşa-nabilecek bir barınaktan, düzenli ve sağlıklı beslenme olanaklarından yoksun olduğunu, bedeninin ve giysilerinin kim bilir ne zamandan beri yıkanmadığını, bir selam vereni, bir nasılsın diye soranı bulun- madığını, sınırsız bir sefalet ve korunmasızlık içinde nerede ise bitkisel bir yaşam sürdürdüğünü görürüz.  Gördüklerimiz yüreğimizi parçalar… mı? Bir kısmımızın gördüklerinden etkilendiği, bu insan- ların insanca yaşatılmalarının toplum için insanlık borcu olduğunu düşündüğü, kişisel olanakları ölçüsünde kimsesizlerin kimsesi olmaya çalıştığı muhakkak! Ne var ki büyük çoğunluk bu tabloyu ya görmezden gelir ya da sorumlusu ben miyim der, geçer. Güçsüzlere, kimsesizlere kişisel olanaklarıyla yardımcı olmaya yanaşmadığı gibi toplum adına yerel yönetimlerin ya da devletin bu insanlara sahip çıkmasını istemez.  Hatta güçsüzlere, yalnızlara, çaresizlere sahip çıkmaya çalışanlara karşı düşmanca duygular geliştirir.

 

Doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan nedenlerle kendine yetmeyen insanların kendi hallerine bırakılması,  görmezden gelinmesi, yok sayılması ve açlığa, çaresizliğe terk edilmesi hiç de insani bir tutum değildir. Gerçi ülkemizde insanların geleceklerini güvence altına almak üzere SSK., Emekli Sandığı, Bağ-Kur gibi birtakım sosyal güvenlik kurumları ile Kızılay, Darülaceze, Çocuk Esirgeme Kurumu, özel bakım evleri türünden kurum ve kuruluşlar kurulmuştur ama yazık ki bunlar hem yeterli değil hem de tüm yurttaşları ve özellikle de yukarıda sözünü etmeye çalıştığımız  bedensel ya da ruhsal  özürleri nedeniyle kendine yetmeyen insanları kapsamamaktadır. Gerçi 65  yaşından büyük muhtaçlara ve 18 yaşından büyük özürlülere maaş bağlanmasını sağlamak üzere 2022 Sayılı Yasa çıkarılmıştır ama bu yasayla sağlanan yardım bu gün  için günlük 3 TL’yi geçmemektedir.

Kimsesiz  ve konutsuz kalmış, kendine bakamayacak haldeki insanlarımız  o düşük maaşı almanın yolunu bulsalar bile  yalnızlıktan ve bakımsızlıktan kurtulmaları mümkün değildir.

 

Gerçekten  insanlaşmış insanlardan oluşan gelişmiş toplumlarda kendine yetmeyen, bir şekilde ailenin ve toplumun dışına düşmüş insanların da diğer insanlar gibi insanca ve başkalarıyla bir  arada yaşama haklarının bulunduğu tartışmasız kabul edilmekte  ve onlara da başka insanlarla bir arada ve sağlıklı, tok, mutlu yaşama ortamları sağlanmaktadır. İnanıyorum ki bedensel, zihinsel, ruhsal, eğitsel, ekonomik ya da herhangi bir nedenle yalnız kalmış, toplumun dışına düşmüş, ailesince dışlanmış  insanlarımıza sahip çıkmak, onlara tok, sağlıklı, kendileriyle barışık ve başka insanlarla bir arada, barış içinde yaşama fırsat ve olanaklarını   sağlamak, başka toplumlar gibi bize de çok  yakışacaktır. Geliniz, insanlarımızın Yunus Emre’nin anlattığı gibi öldükten günlerce sonra fark edilmelerine göz yummayalım. Onları yaşarken fark edelim ve yalnızlıktan, çaresizlikten, sevilmeme, istenmeme, dışlanmışlık gibi yıkıcı duygulardan kurtarmak için elimizden geleni yapmayı insanlık borcu sayalım.

 

Pek iyi de  bu konuda neler yapabiliriz? Lütfen bu soruyu önemseyin ve bu konuda neler yapılabileceğini, bize bu konuda ne görevler düştüğünü bir düşünün.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test