BİZ BONCUK TANELERİ MİYİZ?

Bir çuval boncuk düşünün. Boncuklar geniş bir alana dökülmüş. Birbirleriyle bağlantıları yok. Binlerce, yüz binlerce,  milyonlarca boncuk… Ve siz bunlara hükmedeceksiniz. Bu boncukları tek tek toplayıp istenilen yere koymak çok zor. Uygun bir nesneyle süpürüp bir yere yığmak, sonra avuçlarınızla ya da kürekle alıp istenilen yere koymak işinizi biraz daha kolaylaştırır.  Çok zor ya da  az zor, boncukları bir şekilde toplayıp istenilen yere koysanız da herhangi bir nedenle yeniden dökülüp dağılmaları elbet mümkündür. Böyle bir durum, boncukları tek tek ya da avuç avuç toplayanlar   için felakettir. Bu nedenle boncuklar kısa ya da uzun iplere dizilirler. İpe dizilmiş boncukları yönetmek isteyen  her kimse onlarla tek tek uğraşmaz, dizili oldukları ipi tutup çekince hepsinin kendisine boyun eğeceğini bilir.

 

Hayvancılıkla uğraşanlar bilirler; hayvanların çoğunda bir sürüye bağlılık güdüsü, sürünün de bir doğal lideri vardır. Eğer bu doğal lideri peşinize takarsanız, tüm sürü, sürü bireyi güdüsüyle tıpış tıpış liderinin peşine takılıp sizin yönetiminize girer. Siz de peşinizdeki sürüyü ağılınıza götürüp kapatır, bir güzel sağarsınız. E e, insanlık ölmedi ya, artık siz de sürünün liderine bir avuç yemle teşekkür eder, “Bu kıyağımı da unutma ha!” dersiniz uygun bir dille. O da unutmaz elbet,  insan değil ya bu, ne de olsa  hayvan işte…

 

Sağımdan önce ve sonra sürü liderini yemlemeniz kıyak ya da teşekkür falan değildir aslında, düpedüz gelecek seçim için, seçim mi dedim, pardon, gelecek sağım için  akıllıca bir yatırımdır.

 

Sürülerin sağımı yalnızca çobanları ve ağaları ilgilendirirdi eskiden. Sonra mandıra ve süt fabrikatörlerini ilgilendirmeye  başladı. Günümüzde ise sürülerin sağımıyla   dünya çapında süt ticareti yapanlar ilgileniyor. Sürülerin ağıllara nasıl yönlendirileceğine, sağımın nasıl yapılacağına,  çobanların nasıl  eğitileceğine ve daha bir çok işin nasıl yürütüleceğine  dair kararları özel eğitilmiş uzmanlarına danışarak oluşturuyor, sonra kendi çiftliklerinde yıllarca misafir ettikleri   en baş sürü sahipleri aracılığıyla  uzak ülkelerdeki çobanlara  duyuruyor, onlar da sürü liderlerini ve sürülerini bu emirlere uygun olarak güdüyor, eğitiyor, yönetiyorlar, yönlendiriyorlar. Sonuç? Olağanüstü karlılık…

 

E e, başka nasıl olsundu ki? Yem fabrikaları onların emrinde, toplum mühendisleri, pardon, hayvan mühendisleri, celepler, kasaplar, özel yetkili mezbahalar… onların hizmetinde!

 

Peki, ya biz insanlar mı? Bizi de renk renk iplere dizmeye çalışmıyorlar mı? Kendimizle, ailemizle, ulusumuzla, dünyamızla ilgili kararların oluşturulmasında bizim kendi iradelerimizi ortaya koymamızı engellemiyorlar mı?  Neden Kamu Personeli Sınavlarına hile karıştırıp yalnız kendi güdümlerindeki kimselere iş imkanı yaratıyor da kendileri gibi düşünmeyenleri işsiz güçsüz bırakıyorlar? Neden Yükseköğrenime Geçiş Sınavlarını kişiye özel, şifrelenmiş soru kitapçıklarıyla ve yalnız kendi yandaşlarına sınav kazandıracak biçimde yaparak kendilerinden olmayanları sokakta bırakmaya yelteniyorlar? Bu zulüm değil mi, bu haksızlık, bu ahlaksızlık değil mi?

 

Önümüzde genel seçim var. Oylarımızı gerçekten kendi aklımızla, kendi irademizle, kendi vicdanımızla mı vereceğiz yoksa  şucu ya da bucu denilerek dizildiğimiz ipleri ellerinde tutan oy tacirlerinin kendi çıkarları doğrultusunda çekip götürdükleri sandıklara mı atacağız?

 

Geliniz, artık birilerinin dizildiğimiz ipliği çekerek bizi istediği sandığa sürükleyebileceği delikli boncuk taneleri olmadığımızı gösterelim. Geliniz, artık siyasetin cenneti parselleyip seçmenlere dağıtma işi değil, ulusal gelirin, iş ve kredi imkanlarının hakça ya da bencilce bölüşümünü hedefleyen bir uğraşı olduğunu anlayıp  oylarımızı buna göre yönlendirelim. Oylarımızı oy komisyoncularının, sürüyü ağanın ağılına yönlendirmek isteyenlerin değil, kendi aklımızın, vicdanımızın  uygun gördüğü sandığa atalım. Ekmeği,  eğitimi, sağlığı, adaleti, iş imkanını, yeterli krediyi herkes için hak görenleri destekleyelim.  Bizden üç kuruşluk kredi için  köy halkının yarısından  kefillik

İsteyenlerin kendi adamları olan bazılarına milyonlarca (trilyonlarca) lira kredi vermelerindeki çirkinliği görmezden gelmeyelim.  Yoksullardan her seçimde sadaka karşılığı oy almak için yoksulluğu sürdürmek isteyenleri görmezden gelmeyelim. Onların sürü başlarının peşine takılmayalım.  Delikli boncuklar gibi dizilip istenilen yere sürüklendiğimiz ipleri koparalım. Şunun bunun piyonları, oy makineleri değil, kendimiz olalım. Yeter artık diyelim. Var mısınız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test