BÖL, PARÇALA, YUT…

Bir nedenle bize haddimizi bilmemiz gerektiğini hatırlatmak isteyen dostlarımız “Büyük lokma yut, büyük söz söyleme!” atasözünü önümüze koyarlar. Bu, ancak yarısı doğru bir sözdür. Büyük söz söylemek elbet dert açabilir insanın başına, ama büyük lokma(!) insanı düpedüz canından edebilir. Yutamayacağınız büyüklükte bir lokma boğazınızı tıkayıp kaldığında birkaç dakika içinde ölüp gideceğiniz, insanlığın sayısız tecrübesiyle sabittir. Bu tecrübeler, insanlığa büyük lokmaları ancak yutulabilecek kadar küçültünceye dek bölüp parçaladıktan sonra yutmaya kalkışmayı öğretmiştir.

 

İnsanlık, beslenme tecrübelerinden edindiği bu dersi, zaman içinde ekonomik ve siyasal işlemlerinde de kullanmayı öğrenmiş, işleri bölüp kolaylaştırmanın yanı sıra,   rakiplerini, varlığına göz koyduğu yakın ya da uzak komşularını da bölüp parçalayarak güçsüzleştirmeyi, böylece savunmasız bırakarak kolayca egemenlik altına almayı, hatta tümüyle ortadan kaldırmayı evrensel bir yöntem olarak geliştirmiştir.

 

Bu “Böl, parçala, yut .” yöntemi günümüzde o kadar yaygın ve ektili olarak kullanılmaktadır ki adeta başlı başına bir bilim konusu olmuştur. Türkiye’nin Nato’ya girişinden birkaç yıl sonra uygulamaya konulan “Barış gönüllüleri” hareketiyle ABD, doğu illerimizdeki hemen bütün ailelerin gelmişini geçmişini, aşiretlerini, ekonomik, sağlık, inanç durumlarını, eğitim düzeylerini, zaaflarını, husumetlerini, törelerini, kan davalarını, her türlü aidiyet ve mensubiyetlerini, hassasiyetlerini araştırıp tespit ettirdi. Halk deyişiyle, tüm ek yerlerini belirledi, hangi tespih tanelerinin hangi iplere dizilebileceğini… gördü. Sonra insanlarımızı türlü kılık ve kimliklerdeki ajanları eliyle bu iplere dizdi. Aynı çalışmayı başka tezgahlarla Türkiye’nin her yerinde yaptırdı. Günü gelince bir yandan gençlerimizi sağcı – solcu diye yaftalayarak birbirine kırdırırken bir yandan  da Türk – Kürt çatışmasını kotardı… Soros diye birinin parasal desteğiyle beslenen, CIA tarafından eğitilen bir kısım medyatik mahlukatla kamuoyunu kendi işine geldiği gibi şekillendirmeye çalıştı. Başardı da! Öte yandan, özel eğitimli ajanları eliyle Mamak ve Diyarbakır cezaevlerinde uygulattığı neredeyse halka açık özel işkencelerle  derin kin ve nefret tohumlarının sınırsızca saçılıp yeşertilmesin sağladı.

 

Sonuç: işte içinde bulunduğumuz durum… Peki, bu bölüp parçalama, yutma süreci sona erdi mi? Ne gezer, Alın işte yeni bir saldırı:  Dindar gençlik, tinerci gençlik bölücülüğü… Ya dindar da, tinerci de olmayanlar?  Onlar ne olacak? Besbelli ki onlar yok hükmünde. Ne diyordu bir politikacı? Bitaraf olan bertaraf olur! Öyleyse  ya dindar gençlik kampına, ya da tinerciler arasına… Sakın ola ki Mercümek soygununu, Bosna’ya yardım soygununu, Deniz Feneri soygununu, Avrupa’daki işçi mü’minleri dolandıran helal sermaye şirketlerinin marifetlerini, bu soygunları becerenlerin dindar olup olmadıklarını… sakın ha sakın, sormayın! Sakın ola ki Irak’ı işgal edip yüz binlerce Müslüman kadının ırzına geçen Canilerin (pardon, Conilerin) sağ salim ABD’ye dönebilmeleri için kameralar karşısında dua edenlerin dindar olup olmadıklarını sormayın…

 

Siz öylece, sessiz, sakin oturun oturduğunuz yerde… Suya sabuna dokunmayın. Ya hazretlerin partisine üye olun ve çocuklarınızı dindar gençlik kervanına katın, ya da siyasete karışmayın. Diğer partiler mi?  Onlar tu kaka.  Ne işiniz var  onlarla?

 

Ne diyorduk? Büyük lokma yutmak tehlikeli. Bundan dolayıdır ki rakiplerinizi, yok etmek istediklerinizi tüm ek yerlerini, hassasiyetlerini keşfedip bölüp parçalayacak, parçaları birbirine düşürüp kırdıracak, bir güzel ezdirecek, sonra da üstüne damak zevkinize göre biraz ırkçılık, biraz dincilik, biraz da taraftarlık sosu gezdirip afiyetle yutacaksınız. Tıpkı bir çok İslam ülkesinde BOP ve eş başkanları eliyle yapıldığı gibi. Tıpkı pek yakında bizde de uygulamaya konulmak istendiği  gibi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test