DEĞİŞMEYEN TEK ŞEY…

“Ben, değişmem. Ben asla değişmem!” diyenleri görmüşsünüzdür. Kuşkusuz bu sözü inanarak söylüyorlardır. Belki siz de aynı sözü inanarak söylemişsinizdir birçok kez. Bunu söylerken karşınızdakini kandırmak gibi bir niyetiniz yoktur. Ne var ki siz bunu söylemekte iken bile değişim halindesiniz, farkında olmasanız bile… Nasıl mı? Şöyle:

 

Bir canlı varlık olarak, ana rahmine düştüğünüz andan öldüğünüz ana kadar süren yaşamınız kaç yıl, kaç ay, kaç hafta, kaç gün, kaç saat, kaç dakika, kaç saniye sürerse sürsün: kesintisiz süren bir zaman dilimidir ve gözümüzle ayırt edemesek bile geçen zaman içinde boyumuzun uzunluğunda, sağlık durumumuzda, kilomuzda, bilgi ve davranışlarımızda,  dil bilgimizde, toplumla ilişkilerimizde… kaçınılmaz bir birikim, dolayısıyla bir değişme ortaya çıkıyorsa, aynı nedenlerle algılarımızda, değer ölçülerimizde de kaçınılmaz olarak değişiklikler ortaya çıkıyor.

 

Zamanın akışı içinde değişen yalnız biz miyiz? Değil elbet… Zaman içinde şaşmaz biçimde işleyen doğa yasaları, insanı olduğu gibi tüm canlıları ve cansızları da değişime uğratır. Geçmişin fidanı günümüzün koskoca ağacı, geçmişin metalleri günümüzün pas yığınları, geçmişin koskoca kayaları günümüzün taşları, çakılları, kumları, hatta mil yığınları olup çıkmamış mı?

 

Canlı ya da cansız bireyler yalnızca zamandan mı etkileniyorlar; Gözlemlerimiz, canlı ve cansız varlıkların içinde bulundukları fiziksel ve kimyasal ortamlarından da etkilendiklerini  gösteriyor: Aynı tarlada toprağa saçılan  tohumların kaba ve nemli zemine düşenleri ile sert ve taşlı toprağa düşenlerinin filizlenip ürün vermeleri arasında ki farklılaşma kaçınılmazdır. Tıpkı uygun toprağa dikilmiş fidanla uygun olmayan fidanın büyüyüp ürün verme süreçlerinde ortaya çıkan kaçınılmaz farklılaşmada olduğu gibi…

 

Metallerde de aynı şey söz konusu: Doğru kullanılan, iyi korunan bir motorun hali ile aynı  sürede bakımsız ve kötü kullanılan benzer bir motorun hali arasında gözle görülür bir farkın bulunması kaçınılmazdır. Aynı cinsten ağaçların oluşturduğu bir ormanı yakından incelersek, ağaçların gelişiminin aldıkları günlük güneş ışığının miktarı ve süresi ile, ormanın yamaçlarındaki ağaçların  hangi yükseklik noktasında bulundukları ile yakından ilgili oldukları sonucuna varırız. Dikkatle incelersek belirli bir ağaç cinsiyle kaplı bir ormanda birbirine tıpatıp benzeyen aynı cins iki ağaç bulunmadığını görürüz. Aynı ormanda yapacağımız başka bir inceleme, bir  ağacın dallarının birbirinin aynı olmadığı gibi, aynı dal ve ağaçtaki yaprakların da birbirinin aynı olmadığını fark ederiz.

 

Özetle söylemek gerekirse, yeryüzünde birbirinin tıpatıp aynısı olan iki varlık yoktur. Çünkü aynı cinsten olsalar bile, oluştukları ortam ve  şartların farklılığı, varlıkların birbirinden az çok farklılaşmasını zorunlu kılar. O halde, varlıkların belki de en değişkeni olan insanları aynı inanç, Aynı davranış kalıpları, aynı algılama yeteneği, aynı değer ölçülerine sahip olarak tektipleştirme girişimi, bir ham hayalden, bir abesle iştigalden, ulusun enerjisinin ve zamanının göz göre göre boşa harcanmasından, düpedüz israfından başka bir şey değildir. Böylesine zararlı bir girişimin ayıbı da hiç kuşku yok ki buna teşebbüs edenler kadar, oyları ve suskunluklarıyla  onları destekleyenlerindir. Varlıkların en değişkeni olan insanı tektipleştirerek değişmeye kapatmak hiçbir gücün elinde değildir. Böyle bir abesle iştigal eden iktidar sarhoşları da, yandaşları ve yağdanlıkları da şunu açıkça bilmelidirler ki evrende değişmeyen tek şey, değişimin kaçınılmazlığıdır. Er ya da geç, her şey değişir. Buna hiçbir güç engel olamaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test