DEMOKRASİ: DÜNKÜ ÇOCUK…

Yaşlı dünyamız tarih boyunca pek çok toplumsal yönetim biçimi görmüştür.  Demokrasi bunlardan biri, daha dünkü çocuk! Hele bizimki… Bakmayın  öyle cicili bicili isimler yakıştırmamıza..,  hani yeni demokrasiymiş de, ileri demokrasiymiş de… Doğmasına daha çook zaman var çünkü demokrasinin. Çünkü demokrasi kendisini ağaların, şeyhlerin, parti başkanlarının, yüksek bürokratların, hatta köy muhtarlarının, kısacası  şunun bunun kulu kölesi sayanların değil, DEMOKRASİ, KENDİSİNİ BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR HİSSEDEN VE BAŞKALARIYLA BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇE YAŞAMAYI SEÇENLERİN REJİMİDİR. BAŞKALARINI DA KENDİLERİ KADAR SAYGIDEĞER GÖREN, BAŞKALARINA DA YAŞAMA, ÇALIŞMA, DÜŞÜNCELERİNİ AÇIKLAMA, SORGULAMA, ELEŞTİRME HAKKINI TANIYAN KİMSELERİN REJİMİDİR. KISACASI DEMOKRASİ,

FARKLILIKLARI HOŞGÖRENLERİN, GERÇEKTEN İNSAN OLAN İNSANLARIN, KİMSEYİ KENDİNDEN KÜÇÜK DE BÜYÜK DE GÖRMEYENLERİN, KİMSEYİ BİR ŞEKİLDE SATIN ALMAYAN VE KENDİSİNİ DE SATMAYANLARIN REJİMİDİR.

 

Ya biz? Biz gerçekten demokrasiyi hak edenlerin oluşturduğu bir toplum muyuz? İsterseniz en başından başlayalım: Parti liderleri parlamenter adaylarını atama yetkisinden vazgeçebiliyorlar mı? Ya parlamenter olmak isteyenler? Halkın desteğini mi arıyorlar yoksa liderin gözüne girmeye mi çalışıyorlar? Halka soruluyor mu “Vekilin kim olsun” diye?  Yoksa parti başkanları, “Ey vatandaşlar, size vekil diye şu şu kişileri tayin ettim, haydi bunlara oy verin!” mi diyorlar? Demokrasi bunun neresinde? En azametli demokrasi düşmanları onlar değil mi? Bir de neymiş efendim? Demokraside çok çok çok hızlı adımlarla ilerliyormuşuz.  Belki de ilerliyoruzdur, ne bileyim, Allahın koskoca siyasileri işte, onlar öyle diyorlarsa öyle  olabilir yani, neden olmasın?

 

Şakası bir yana, biz, bize tarih boyunca emir kumanda zinciri içinde, sultanın, şahın, padişahın, sadrazamın, paşanın, valinin, kaymakamın, beyin, muhtarın, ağanın, şeyhin, mürşidin,  ve daha kendimizden büyük gördüğümüz herkesin önünde boynumuzu eğdiren, belimizi büktüren, karşılarında dilimizi yutturan,  buna karşılık eşimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi, işçilerimizi ve daha başka kendimizi kendilerinden büyük gördüğümüz her kim varsa çevremizde, yanımızda konuşmalarını yasaklatan bir kültürün ürünleriyiz. Kısaca söylemek gerekirse biz, tarih boyunca büyük saydıklarımızca ezilmiş, aşağılanmış,  küçük gördüklerini ise ezmiş, aşağılamış, ancak bunun hiç de insanca olmadığını O büyük insanın, Atatürk’ün aydınlanma devrimi sayesinde fark etmeye başlamış insanlardan oluşan bir toplumuz.  Yani büyük çoğunluğumuz henüz kendisini efendilerinin kulu kölesi, kendinden küçük gördüklerinin ise efendisi sayan insanlarız. Başka bir deyişle ruhumuzun yarısı efendilerinin kulu kölesi, öbür yarısı ise kullarının, kölelerinin efendisi! Acı ama gerçek. Bu gerçeği görmek için çevremize, meydanlarda el öpmeye ve öptürmeye doyamayan bürokratlara, siyasilere, hatta kendimize bakıvermek yeter de artar bile. Yeter ki bu gerçekle yüzleşmeye cesaret edelim.

 

Kendisini başkalarından küçük ya da başkalarından büyük gören, başka bir deyişle  ruhunun yarısı efendi, yarısı köle olan kimselerde insanlığa, özgürlüğe yer kalmaz. Demokrasi ise yukarıda da söylemeye çalıştığım gibi  kendisini başkalarının kulu kölesi görmediği gibi başkalarını da kendisinin kulu kölesi görmeyen, aşağılamayan ve aşağılatmayan yurttaş çoğunluğunun harcıdır. Doğuştan tertemiz, bomboş ve eğitimcilerin dolduracağı bir sayfaya benzeyen insan beyni, çocuğun doğduğu ortamın eğitim sistemince işlenir. İnsanları yöneten diktatörler aptal mı ki insanlara özgür kimlik bilincini kazandırarak bindikleri dalı kessinler. Diktatörlere özgür yurttaş değil, itaat edici kullar, köleler gereklidir. Onlar ancak bu tipi yaratacak eğitim programları hazırlatır  ve uygulatırlar.  Makbul bürokratlar da bu sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlamaya çalışırlar. Daha birkaç gün önce, bir vali paşamız mezuniyet günü törenlerinde kızlarımızın ne giyip ne giyemeyeceklerini, törenlere veliler ve protokoldan başka yalnızca EŞRAFIN DAVET EDİLEBİLECEĞİNİ emir buyurmadılar mı?   Eşraf ne mi demek?  Toplumdaki  zenginler, ünlüler, büyükler, yani beyefendiye göre şerefliler demek! Yani halktan kimseler değil demek… Ne o, bozuldunuz mu?  Yoksa siz eşraftan değil misiniz?

 

Halkını eşraftan olanlar ve olmayanlar diye sınıflayan bir zata valilik yaptırılan bir devletin eğitim sisteminden kimsenin önünde eğilmeyen ve kimseden de önünde eğilmesini beklemeyen insanlar yetiştirmesini beklemek olacak iş mi?

 

Demokrasi dediğiniz dünyanın henüz pek çok yerinde dünkü çocuk. Bizde ise, ohooo, daha anasının karnında bile değil. İleri demokrasi ha?…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test