“DEVLERİ YAKINDAN GÖRDÜM…”

“Devleri yakından gördüm, hepsi de cüceydi!” diyor şair Gülten AKIN bir şiirinde. Bu dize, bir nedenle gözümüzde çok büyüttüğümüz ya da etkisi altında kaldığımız propagandalarla yerlere göklere sığdıramadığımız kişileri yakından tanıma fırsatı bulduğumuzda hiç de hayal ettiğimiz gibi, bize anlatıldıkları, yutturuldukları gibi olmadıklarını görerekuğradığımız düş kırıklıklarının şiirsel anlatımıdır.

 

Toplumsal kültürümüz bizi her durumda çaresiz, güçsüz, yeteneksiz, yardıma muhtaç, acınası, korunası, ciğeri beş para etmez olduğumuza, birilerinin himayesine sığınmadan yaşayamayacağımıza öylesine inandırmıştır ki, dünyamızın ancak devlerin omuzları üstünde durabildiğini tartışmasız kabullenir, devlere kayıtsız şartsız saygıda ve hizmette kusur etmemeye özen gösteririz. Devlerin bir şekilde lütfuna  mazhar olmak umuduyla yaşarız. Onları öfkelendirmek, hışımlarına uğramak en büyük korkularımızdandır. Öte yandan biz de bir punduna getirip birilerinin gözünde devleşmeye çalışmaktan geri durmayız . Bunun için herkesin dev bildikleriyle ruh gibi ahbap olduğumuzu iddia ve ispat etmeye çalışmaktan, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” gülünçlüğünden ve buna benzer rezilliklerden çekinmeyiz. Tabii, dev bildiklerimizin çoğu da aynı yoldan geçmiştir.

 

Bir yandan kendi çapımızda devleşmek, bir yandan da dev bildiklerimizin himayelerine sığınmak gibi bir kişilik zaafı  içinde debelenirken bir şeyler olur, bir bakarız ki kendini bize dev diye yutturanlar aslında dev değil,  bir güçlünün korumasına olan ihtiyacımızın yarattığı boş inançtan, kendimize güvensizliğimizden doğan bir hayalden  başka bir şey değilmiş. Şaşar kalırız önce, gördüğümüze inanmak istemeyiz. “Nasıl olur? Koruyucumuz efendimiz dev hazretlerinin gücü bizi korumaya, kollamaya nasıl yetmez?  Her halde bu işte bir yanlışlık var!” gibi gerçeği kabullenmekten kaçış çabalarından sonra, nihayet şunu anlarız ki dev bildiklerimiz, kendini bize dev diye yutturan, ancak aslında dev sandıkları başka cücelerin gölgesine sığınan  zavallı cücelermiş. Şaşar kalırız önce, sonra kimimiz gölgesine sığınacak yeni devler yaratmaya, daha doğrusu kendimizi bir kez daha aldatmaya,   koyuluruz.  Kimimiz ise dev sandıklarımızın aslında cüce olduklarını, ancak kendilerini dev  diye yutturarak sırtımıza bindiklerini; gerçekte hiç kimsenin dev falan olmadığını nihayet anlayarak kendi ayaklarımız üstünde durmaktan başka seçenek bulunmadığının farkına varırız.  “Çaresizseniz çare sizsiniz” diyen akıllı kişinin ne denli haklı olduğunu anlarız…  Örneğin, onur abidesi diye tanıdığımız bir kişinin ciğeri beş para etmez bir siyasinin önünde eğildiğini, yaltaklandığını görmek bizi derinden sarsar.   Kendisini ahlak anıtı diye yutturan bir madrabazın cinsel organını müritlerine nur çeşmesi diye yutturarak ilişki karşılığında cennet vaad ettiğinin  ortaya çıkması  ve bu vaad karşılığında kimi karı kocaların hazrete inanıp cennetten arsa ayırttıklarını itiraf etmeleri, toplumumuzun bir kesiminin ne korkunç bir ahlak ve kültür sefaleti içinde yüzdüğünü, üstelik toplumumuzun kaderinin önemli ölçüde bu sefillerce belirlendiğini  görmemizi sağlar.

 

Kendisine ülkenin savunulması görevi tevdi edilmiş bir komutanın, bırakın ülkeyi, komutanlık kasasını bile koruyamadığı, karısının, ağırlama giderleri, fındık fıstık parası adı altında kasadan  yüz  milyarlarca lirayı yürüttüğü ortaya çıktığında paşa hazretlerinin meğer cüceler cücesi olduğunu anlamak yüreğimizi kanatır. Komşu ülkelerdeki savaş mağdurları için yardım toplama zahmetine katlanan kimi insanları doğrusu erdem anıtı olarak algıladıktan sonra,  topladıkları bu paraların amaç dışında kullanıldığını öğrenmek bizi düş kırıklığına uğratır. Koca koca adamlar sandığımız kimi vekillerin, oğulları  yaşındaki liderlerinin ellerini öpmeleri ve lider denilen kişilerin babaları yaşındaki kimselere el öptürmeleri onları gözümüzde cüceleştirir.

 

Bütün bunlar, insanlara olan güvenimizin  ve bu insanların temsil ettiği fikir ve makamlara, kurumlara duyduğumuz saygının eriyip gitmesine, toplumun giderek çözülmesine yol açar. Böylesi küçültücü durumlar yalnız dev görünüşlü cüceleri değil, tüm toplumu da zarara uğratır. İyisi mi  ne kimseyi devleştirelim, ne kendimizi dev diye yutturalım.  Sıradan olmak, sıradan insanların dostluklarıyla yetinmek neyimize yetmez ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test