GECENİN SESLERİ

Gecenin sesleri gün batarken başlar Kocapınar’da. Tarlalardan dönen traktörler o bildik gürültülerini azaltarak köyün sokakları arasına dalarken erkenci cırcır böceklerinin ilk mahcup, çekingen cırıltıları duyulmaya başlar çevredeki ağaçların üzerinde. Batı ufku önce sararır, kızarır, sonra usul usul  kararır. Derken ilk yıldızlar  belirmeye başlar gökyüzünde.  Bu arada cırcır böceklerinin sayısı  ve cesaretleri artmış, seslerini iyiden iyiye yükseltmişlerdir. Bu cömert orkestra,  konserini sabahın alaca karanlığına kadar sürdürecektir.

 

Siz gecenin konserini dinlemek, günün yorgunluğunu atmak için balkonunuza ya da bahçenizdeki bir ağacın altına yerleşmeye çalışırken gecenin seslerinin usul  usul artmaya, çeşitlenmeye başladığını da fark edersiniz: Karşı yamaçlarda yaylıma başlayan koyun sürülerinden yükselen çıngırak sesleri,  zaman zaman kendisini anasına hatırlatma telaşına düşen bir kuzunun melemesi, uzaklarda havlayarak sürüsünü koruma görevini unutmadığını ortaya  koymaya çalışan bir çoban köpeğinin ve başka bir yönden ona karşılık veren başka bir köpeğin havlaması… Gecenin orkestrası giderek  büyür, sesleri çeşitlenir, zenginleşir… Bazen bir baykuş, bir çobanaldatan ötüşleriyle, iki  eşek  karşılıklı anırarak,  iki at karşılıklı kişneyerek yaptıkları düetlerle, saati geldiğinde horozlar yaşlarına uygun ötüşleriyle  konsere katkıda bulunur. Kuş sesleri gece yarısından sonra yükselmeye başlar…

 

Eğer o gece köyde düğün varsa, düğünün şerefine atılan havai fişeklerin yol açtığı o korkunç patlamalar yalnız çocukları ve kadınları, ahırlardaki sığırları paniğe düşürmekle kalmaz, düğün meydanından çok uzaktaki canlıları da ürkütür, gecenin  seslerini siler süpürür.  Böyle durumlarda gecenin konseri ancak patlamaların yarattığı korku dalgasının geçmesinden, yani uzunca bir aradan sonra yeniden başlar.

 

Yer yer meşe koruluklarıyla kaplı yamaçların ay ışığıyla sarmaşıp büyülü kılıklara büründüğü zamanlarda doğa, gecenin sesleriyle daha bir güzelleşir. Tarifsiz güzelleşir. Öylesi anlarda kendisini avucunuza bırakacak sıcak bir el, gecenizi de, ömrünüzü de sonsuz güzelleştirir. Bu güzelliğin yarattığı esrimeyle kendinizden geçmezseniz eğer, gecenin seslerinden oluşan bu doyulmaz konser size tüm gece boyunca eşlik eder.

 

Gecenin sesleri, doğu ufku ağarmaya başlarken  usul usul azalır, zayıflar ve sonunda yerlerini gündüzün seslerine bırakır. Artık gecenin saltanatı sona ermiştir.

 

Eskiden, çok  eskiden başka  bir güzelliğin saltanatı başlardı gün ağarırken: Keklikler el koyardı zamana. Yamaçlar, çalılıklar, kayalıklar keklik sesleriyle çınlardı. O güzel gözlü, o güzel tüylü, o güzel  ötüşlü  keklikler… Şimdinin gençleri bilmez o güzelliği. Bizim kuşağımızsa şimdi ancak rüyalarımızda dinleyebiliyor o güzel sesleri. Keklikler nereye gitti?

 

Dünya, seslerle güzel!, gecenin sesleriyle güzel, gündüzün sesleriyle güzel… Duyabiliyorsak eğer, dinleyecek ortam bulabiliyorsak ve değerini bilebiliyorsak eğer!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test