GEÇMEDİ Mİ BOR’UN PAZARI?

Birileri çok gecikmiş adımlar atmaya, modası çoktan geçmiş girişimlerde bulunmaya kalkıştıklarında kendilerine uyarı amacıyla “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!” denir.  Çoğu kez yararsız bir uyarıdır bu. Eşeğin sürücüsü Bor pazarına yetişemediğini bir türlü anlayamaz, ara sokaklarda arar durur kaçırdığı pazarı. Uyarılara kulak asmaz bir türlü. Uyaranlar hain main, alçak malçak, düşman müşman, hatta Ergenekoncu, demokrasi düşmanı ve daha bilmem neler dir… Bir kendileri doğrudur, dürüsttür, adildir, vatanseverdir v.s.

 

Tarihsel süreç, kendi yasalarına uygun biçimde akar durur. İnsanlığın bilim öncesi, felsefe öncesi çağlardaki örgütlenmeleri o dönemlerdeki sosyal ve ekonomik şatlara ve ihtiyaçlara uygun biçimde biçimlenmiş ve o örgütlenmelerin başındaki kişiler, aileler ve sınıflar, başında bulundukları düzene tekabül eden örgütlenmeleri koruyabilmek için  bilimin, felsefenin ve teknolojinin gelişmesini mutlak biçimde kontrolleri altında tutmaya çalışmışlar, yalnız kendi çıkarlarına uygun gelişmelere izin vermişler, halkların refah ve mutluluğuna, bilgilenme ve bilinçlenmesine yarayacak gelişmeleri ise yok etmek için ellerinden geleni yapmaktan kaçınmamışlardır. Bunun için gerektiğinde kendilerini doğa üstü güçlere sahip derebeyi, ağa, monark, dük, lord, kral, haşmetmeab, sultan, hakan, padişah… gibi güya yüceltici ve halklarını da kul diye, tebaa diye aşağılayıcı sıfatlarla nitelemekten çekinmemişlerdir.

 

Ne var ki, halklarının ensesinde boza pişiren bu efendiler ne kadar engellerlerse engellesinler, bilim, felsefe ve teknoloji halkın bilgi, bilinç ve yaşam biçimlerini etkilemekten geri durmamış, sonunda yirmi birinci yüzyılın başlarında bile dünyanın en karanlık çağlarının ürünü olan kültür ortamlarında tutulmaya çalışılan Ortadoğu ve Afrika halkaları internet ve benzeri evrensel iletişim olanakları sayesinde kabuklarını kırmaya, krallarının, şeyhlerinin, diktatörlerinin zulmünden, sömürüsünden kurtulabileceklerini anlamaya, örgütlenip zulme karşı direnirlerse kendileri ve soyları için yeni, daha adil, daha insanca düzenler kurabileceklerini görüp zalim sultanlarını tepetaklak etmeye başlamışlardır.

 

Bu tarihsel ve kaçınılmaz gelişmelere rağmen birtakım aymazların insanlığın artık tek kişinin, ailenin ya da sınıfın egemenliğini kabullenemeyeceğini bir türlü anlayamadıklarını, yamuk yılık da olsa iktidarlarını kurmaya yeten demokrasileri araç olarak kullanıp tek adam yönetimine geçmeye soyunduklarını ve yağdanlıklarınca bu yola zorlandıklarını görüyoruz.

 

Tek adamlığa soyunanların bu gerçeği görebilmesi bu saatten sonra elbet mümkün değil. Yağdanlıklarının da kişilikleri bu gerçeği görmeye ve göstermeye yetmez. Bu nedenle ben onlara değil, ama bu zihniyete oy vermeye niyetli namuslu insanlara soruyorum: Ülkeyi düpedüz kaosa sürükleyecek bir  “tek adam yönetimi”ni davet etmenin zamanı geçmedi mi?

 

Geçmedi mi Bor’un pazarı ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test