GÜNE SEVİNÇLE BAŞLAMAK…

Şafak vakti. Dolunay batı ufkuna yaklaşmış. Ay ışığı açık pencerenizden yatak odanıza dolmuş. Uyanıyorsunuz. Aynı yastığa baş koyduğunuz insan yanınızda  huzur  içinde uyumaya devam ediyor. Evi için, ailesi için gün boyu çalışıp yorulan bu güzel insan sizin eşiniz, sevdiğiniz. Derin bir sevgi ve saygıyla, uyandırmaya kıyamadan, hafifçe saçlarını okşuyorsunuz.  Biliyorsunuz ki o, kendisini yuvasına adamış. Sonsuz bir hazla onu seyretmeye devam ederek ortak tarihinizi düşünürken birden yakıcı bir ateş düşüyor yüreğinize; bir zamanlar onu sudan nedenlerle ne çok kırdığınızı,  üzdüğünüzü anımsıyorsunuz. Usullacık eğilip öpüyorsunuz. Gülümseyerek uyanıyor. Karşılık veriyor. Geçmişteki tüm kabalıklarınız, değer bilmezlikleriniz, saygısızlıklarınız için özür ve af dilediğinizi söylüyorsunuz.  Sevgiyle bakıyor yüzünüze, Ben böyle şeyler anımsamıyorum diyor sıcak avuçlarını yüzünüzde gezdirirken.  Sonra gözlerini usulca yumup yeniden uykuya geçiyor.

 

Gecenin sonlarında yaşadığınız duygu patlaması tüm uykunuzu alıp götürüyor. Yataktan usullacık çıkıp giyiniyorsunuz. Elinizi yüzünüzü yıkayıp sabahın serinliğine çıkmaya karar veriyorsunuz. Koridordan geçerken uyumakta olan çocuklarınızın  sağlıklı, huzurlu, rahat  solumalarını duyuyorsunuz. Bir zamanlar onları da olur olmaz nedenlerle kırdığınızı, incittiğinizi, azarladığınızı, hatta minicik yüzlerine tokat bile attığınızı, ancak onların bunu kısa sürede unutarak  ya da unutmuş görünerek hiç yaşanmamış gibi davrandıklarını  tarifsiz bir acıyla utanç ve pişmanlıkla anımsıyorsunuz. Ne ki şu anda onları uyandırıp geçmiş için özür ve af dilemek olmaz diyerek  bu  faslı çocukların uyanmasından sonraya bırakıyorsunuz.  Çocuklarınızdan özür ve af dileme düşüncesi azıcık da tuhaf geliyor size. İnsan çocuklarından özür ve af diler mi yahu diye düşünüyorsunuz bir an;  sonra çocuklarınızın da diğer insanlar gibi insan olduklarını, onlar gibi kırılıp incindiklerini, kendilerinden özür ve af dilendiğinde, içlerindeki yaranın kolayca kapanabildiğini, öyleyse pek ala onlardan da af dilenebileceğini fark ediyor ve düşüncenizi hemen bu gün uygulamaya karar veriyorsunuz. Bu kararın sevinciyle rahatlıyor, hatta derin bir huzur duyuyor, bir an önce uyanmaları dileğiyle  kapıya yöneliyorsunuz.

 

Çocuklarınızdan  tüm kusurlarınız için özür dileyecek olmanın peşin sevinciyle daha kapıdan çıkarken  başka bir sevinç karşılıyor sizi: Doğadaki yaşama sevinci… Sokak, güneşin doğuşunu karşılayan kumruların sevinç çığlıklarıyla adeta  çınlıyor. Kumrular, üstünde tünedikleri çatılardan ve ağaçlardan günün bu saatinde o bildik ötüşleriyle dünyaya ve size yaşama sevinçlerini haykırıyorlar.  Duyduğunuz sesler ve serin seher rüzgarının  dağlardan, bayırlardan önüne katıp getirdiği bin bir çeşit dağ çiçeğinin, kekiğin, bin bir çeşit ağacın kokusu adeta başınızı döndürüyor. Kendinizi tüm insanlarla, tüm doğayla barışık hissediyorsunuz.  Güne sevgiyle, sevinçle başlıyorsunuz!

 

Size  çektirilmiş acıları unutuyor, acı çektirenleri bağışlıyorsunuz.  Hızınızı alamayıp kendinizi de bağışlıyorsunuz!

 

İyi ki varım, iyi ki varsın sevgili eşim, iyi ki varsınız sevgili çocuklarım, iyi ki varsınız  kardeşlerim, yakınlarım, sevdiklerim, dostlarım, iyi ki varsınız ey insanlar, iyi ki varsınız kediler, köpekler, atlar, eşekler, otlar çiçekler, dağlar, taşlar, canlılar ve cansızlar, tüm dünya ve  tüm evren. ..

 

Ve… İyi ki varsın sevgi… İyi ki varsın güne sevgiyle, sevinçle  başlamak… diye kendi kendinize konuşarak dolaşıyorsunuz boş sokaklarda…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test