GÜNEŞ YÜZLÜ İNSANLAR

Dünya güzel… Dünya insanlarla güzel; ama dünya güzel insanlarla güzel. Açıktır ki güzellik yarışmalarında seçilmiş dünya güzellerinden, dünya yakışıklarından söz etmiyoruz. Öyle olsaydı insanın güzelliği, yakışıklılığı çok kısa ömürlü olurdu. Sözünü ettiğimiz güzellik insanın gençliğinin birkaç yılıyla sınırlı değil. O, yaşla sınırlı olan, geçici olan, buruşup, kırışıp kaybolan değil, her yaşla birlikte daha bir parlayan, daha bir göz kamaştırıcı olan, farkına varanların içlerini aydınlatan, imrendiren, özendiren, iyiliğe, doğruluğa, aydınlığa, güzelliğe yönlendiren… bir ışıktır. Olgunluğun, iyiliğin,  dostça davranışların, dayanışmacı tavrın, paylaşımcılığın, bilgeliğin, hoşgörünün, tüm erdemlerin kaynaşıp harmanlanarak, hamur gibi yuğrularak oluşturduğu, herkesi doyurmağa hazır  bir mübarek ekmek, bir kimlik, bir kişiliktir. Onda kinin. nefretin, kıskançlığın, horgörünün  gölgesi, zerresi yoktur.

Yolda belde, kıda bayırda, düğünde bayramda, karşılaştığımız insanların çoğunun yazık ki farkına bile varamayız. Kimiyle bir göz ucu temasıyla, usulen bir baş eğmesiyle selamlaşır, geçer gideriz. Ayak üstü sohbetlerde ya da topluca oturulan mekanlardaki söyleşiler sırasında tanıdık tanımadık kimselerin konuşmalarına ister istemez kulak verdiğimiz olur. Pek çok lüzumsuz lakırdı dinlemekten yorgun düşer, oradan ayrılıp gitmek isteriz. Ama bazan da öyle sözler gelir ki kulağımıza, ister istemez kulak misafirliğini bir yana bırakıp alenen konuşandan yana  döner, hayranlıkla, gıptayla dinlemeğe koyuluruz. Konuşan, hiç bir öğretme iddiası, hiç bir kınama, küçümseme tavrı takınmadan; küfür, hakaret, alay, kin, nefret sözcüğünü kullanmadan; yalana, iftiraya, tevessül ve tenezzül etmeden… meramını dinleyenlere sakin ve saygılı bir dille anlatmaktadır. Hayretle, sevinçle ve sevgiyle görürüz ki konuşan kenidi göstermeye, kanıtlamaya, kendince liderliğe soyunmuş lüzumsuz bir kişi değil, adeta içtenliğin, doğruluğun, dürüstlüğün, saf bilginin, dinleyicilere saygının ve bilcümle erdemlerin somutlaşarak dile geldiği saygıdeğer bir varlıktır. Kendi kendinize: “Keşke herkes böyle olabilse!” dersiniz…

Başka bir gün, başka ber yerde birtakım sokak ya da siyaset zorbalarının kendilerinden zayıf gördükleri birilerine karşı baskı uyguladıklarını, baskı görenin çaresizlik içinde kıvrandığını, çevredekilerin ise seyirci kaldırlarını görür, insanlığınızdan utanırsınız. Siz bu çirkinliğe nasıl karşı çıkılabileceğini düşünürken   seyircilerden birinin akıllıca bir müdahale ile çaresizi baskıdan kurtatabildiğini ve bunu bir gösteriş malzemesi yapmadığını görürsünüz. Ödeyebileceği bedeli umursamadan zulme karşı tavır koyana hayranlık duyarsınız.

Ya da başka bir gün, başka bir yerde, belki de her yerde… Cehaletin, kör inancın, beyni yıkanmışlığın, safsatanın, kandırılmışlığın, cinci hocaların, muska tacirlerinin ve bilcümle soyguncuların, sömürgenlerin karşısında, kendilerini sömürenlerin yanında yer alma gafletindeki bilgisiz, örgütsüz insanlara gerçekleri gösterme çabasında bulunan  insanları görürsünüz: Cesaretleri, kararlılıkları karşısında şaşar kalırsınız. Bu güzel insanların zulme, karanlığa, hurafelere ve inanç ticaretine karşı verdikleri savaşımı saygıyla, hayranlıkla izlersiniz…

İnsanlara, elbet kimseyi kandırmağa, beynini yıkamağa,  aldatıp kandırarak alın terlerini, umutlarını, çaresizliklerini sömürmeğe kalkışmayan bu aydınlık ve erdem savaşçısı insanlara karşı içinizde uyanan, gelişen hayranlık, sevgi ve saygı, sizi bir süre sonra onların gerçek yüzlerini görecek noktaya taşır. Onları görünce yüreğinizi bir sevinç, bir heyecan doldurur: “İşte o güneş yüzlü insanlar!” dersiniz sessizce. Sevinciniz yüzünüzü aydınlatır.

Keşke hızla çoğalabilse o güneş yüzlü insanlar! Keşke hayatı aydınlatma uğraşlarında yalnız bırakmasak onları. Keşke onların  yanında, onların saflarında yer alabilsek…  Bunu yapabilir miyiz?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test