İNSANLIK BORCUNU ÖDEMEK

Gerçekten aç mıydı ? Gerçekten ekmek parası bile kazanamayan bir ailenin çocuğu muydu ?

Böyle soğuk bir günde, havanın kararmaya yüz tuttuğu bu saatte bu küçücük kızın kendi ira desiyle  gelip burada dilenmesi her halde mümkün değildi.  Birileri tarafından buna zorlanmış

olmalıydı.  Birilerince getirilip oturtulduğu, soğuktan büzülüp kaldığı bu duvar dibinde hep aynı sözü tekrarlayıp duruyordu:  “ Amca, biy ekmek payası veyiy misin  ?”

Bu dondurucu soğukta duvar diplerinde oturtulup dilendirilen kim bilir kaç çocuğumuz vardı!

Kim bilir kaç aile minicik çocuklarını dilendirip geçinme çaresizliğinde ya da ahlaki sefaletindeydi.

O minicik insan yavrusunu o şartlarda eve ekmek getirmeye zorlayan aile ister gerçekten çaresiz isterse duygu sömürüsüyle geçinmeyi meşru sayan ve o çocuğu buna alet edecek kadar canavarlaşmış bir varlık olsun, vicdan sahibi insanlar olarak, ulus olduğunu iddia eden toplum olarak  ve demokratik – laik – sosyal – hukuk devleti olarak, o minicik insan yavrusunu o soğukta, o çaresizlik , o savunmasızlık içinde bırakarak, sadece onu oraya oturtan ailesini suçla-

yıp, sırtımızı dönüp gidemeyiz.

Gidemez miyiz ?

Gitmiyor muyuz ?

Kim bilir kaçımız bu çocukları görmezden gelerek  sıcak  evlerimize sığındık,  sıcak çorbaları

mızı kaşıkladık o soğuk şubat akşamında; içkimizi yudumladık keyifle ya da verdiği nimetlerden dolayı el açıp Tanrıya şükürler ettik.  Kim bilir kaç politikacımız, kaç iş adamımız o günkü başarılarını eşe dosta övünerek anlatıp durdu…

Olmadı hanımefendiler;  Olmuyor beyefendiler ! Bu çocuklarımızı görmezden  geldiğimiz ya da işi bir sadakayla geçiştirdiğimiz, onları dilenmeye zorlayan yaşam koşullarını ortadan kaldırmadığımız, o çocukların da kendi çocuklarımız gibi  beslenme, sağlık, güvenlik ve eğitim hizmetlerinden yararlanmalarını sağlayacak bir düzenleme için elimizden geleni yapmadığımız, o minicik insan yavrularına ciddi ciddi sahip çıkmadığımız sürece ne olmaya çalışırsak çalışalım, kendimizi ne kadar önemsersek önemseyelim,  bilgimize, becerimize, yeteneklerimi ze, servetimize,  rütbemize, makamımıza, iktidarımıza … ne kadar güvenirsek güvenelim,  kendimizi kandırmaktan  başka bir şey yapmış olmayız.

Bu çocuklara sahip çıkmak insanlık borcumuzdur… Manava, markete … borçlarımızı elbet ödeyelim;  ama asıl büyük borcumuz insanlık borcudur.  Öyleyse gelin önce  insanlık borcumuzu ödeyelim. Kendimizi, toplumumuzu ve devletimizi bu çocuklara sahip çıkma konu sunda gücümüzce zorlayalım. Ancak bunu yaparsak insanca davranmış oluruz.

 

Remzi Kısa

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test