KENDİMİZİ YENİDEN İNŞA ETMEK…

Aysız ve bulutsuz gecelerde gökyüzüne baktığınız oldu mu hiç? Samanyolu denilen o sayısız yıldızdan oluşan, gökyüzünü boydan boya aşan belli belirsiz ışık kümesi dikkatinizi çekmiştir mutlaka! Samanyolu’ndaki yıldızların sayısı bilinmiyorsa da milyarlarca olduğu tahmin ediliyor. Ve.. bilinen, uzayda Samanyolu’na benzeyen milyarlarca yıldız topluluğunun bulunduğu. Bu yıldız topluluklarının her birine galaksi deniliyor ve bu sayısız galaksi topluluğu içinde Samanyolu ancak bir toz zerresine benzetilebilecek büyüklükte… Dünyamızın da içinde yer aldığı Güneş sistemi ise Samanyolu içinde bir toz zerresi…Ya dünyamız? Dünyamız da Güneş sistemi içinde adeta bir toz zerresi kadar yer kaplıyor! Peki ya biz? Biz dünyada ne kadar yer kaplıyoruz? Elbet bir toz zerresi kadar bile değil… Dünyadaki varlığımız bir toz zerresi kadar bile değilken varlığı-

mızı evrenle kıyaslarsak nasıl bir sonuca varırız?

 

Bilim adamları evrenin en  az 14 milyar yıl önce bir büyük patlama sonucu oluştuğunu, dünyamı-

zın ise 5 milyar yıl kadar önce şekillendiğini hesaplıyorlar. Güneşe biçtikleri ömür ise 10 milyar yıl kadar.Ya bizim ömrümüz? Kimimiz daha ana karnında, kimimiz doğduğu gün ölüyor. En uzun ömürlümüz yüz yirmi yıl kadar yaşıyor. bir gün, bir yıl, üç-beş ya da kırk – elli, yetmiş ya da yüz yirmi yıl! Evrenin ömrüyle kıyaslandığında insan ömrü ne ki? Bir varmış, bir yokmuş…

 

Sonsuz büyüklükteki evren karşısında bir toz zerresinin milyarda birince küçük ve evrenin ömrü karşısında bir nefeslik bile sayılmayacak kadar kısa ömürlü de olsak, hiç kuşku yok ki çok önemli,  çok değerli ve çok etkiliyiz. Çünkü bir beden ve bir beyin gücümüz var. Bu güçlerimizi kullanarak çevremizdeki canlı ve cansız varlıkları etkiliyoruz. Bilinçli etkilerimizle onların gelişme-

lerini sağlıyor ya da zarar görmelerine, hatta yok olmalarına neden oluyoruz.  Ya bilinçsiz etkileri-

mizle? Dikkatsiz ve bilinçsiz davranışlarımızla ne çok şeyi kırıp döktü- ğümüzün, nice canlıyı incittiğimizin, ağılımızdaki, ahırımızdaki, çayırımızdaki hayvanları ne çok aç ve susuz bıraktığı-

mızın, bahçemizdeki bitkileri, saksımızdaki çiçekleri susuzluktan kuruttuğumuzun, bir kibrit ça-

karak ormanları ve içindeki sayısız ağacı, hayvanı, binbir çeşit canlıyı yaktığımızın, bir kurşun sıkarak ocaklar söndürdüğümüzün farkında mıyız?

 

Bu sonsuz evrendeki pek küçük dünyamıza doğumla ayak basıyoruz. Dünyaya geldiğimizde bilgimiz de bilincimiz de sıfır düzeydedir. Zamanla çevreyi fark ediyoruz. Fark etmek, insan laşmanın  ilk adımıdır. İlk fark ettiğimiz annemiz ve anne sütüdür; annemizin bizim için yaşa dığıdır. O, o kadar bizimdir ki onu hiç kimseyle, babamız ve kardeşimizle bile paylaşamayız. Babamıza ve kardeşlerimize karşı duyduğumuz, ancak hep bilinç altında tutmaya çalıştığımız, kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz çok derin ve çok gizli hoşnutsuzluğun kaynağı budur. Zamanla, dünyanın annemizden ibaret olmadığını, başka şeylerden deyararlanabileceğimizi fark ederiz. O başka şeyler de annemiz gibi yalnızca bizimdir! Oyuncaklar, şekerler, yiyecekler, arkadaşlar… Bunların hepsi bizim ve yalnızca bizimdir… Dünya bizimdir… Bunları kardeşleri-

mizle, arkadaşlarımızla paylaşmak mı? Asla! Paylaşmaya zorlandığımızda kavgaysa kavga, zırlamaysa zırlama…  Çocukluk çağımızda başkalarının oyuncakları da bizimdir! Vermezlerse kıyameti koparırız.

 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım çocuk bencilliği kimimiz için ilk birkaç yıl, kimimiz için ise ne yazık ki ömür boyu sürer. Yeterince zeki ve yeterince şanslı olanlarımız dünyanın yalnızca bizim olmadığını, yaşamımızı yalnızca başkalarının ürettiklerini tüketerek sürdüremeyeceğimizi anlar ve istemeye istemeye de olsa üretmeyi öğreniriz! Böylece insanlaşmaya doğru ikinci adımımızı atmış oluruz.

 

Neler üretir insan? Tükettiklerini üretir, gereksindiği hizmetleri üretir, bilgi üretir… Ürettiklerini doğrudan kendisi tüketebileceği gibi başkalarının ürettikleriyle değiş tokuş da edebilir. Kimimiz ise ne yazık ki üretmeye yeterli zekaya, güce, beceriye, şansa ya da kişiliğe sahip değiliz. Toplumlar bedensel ya da zihinsel özürleri nedeniyle üretici olamayanları çeşitli yollarla koruma altına alırlar. Özürleri  bulunmadığı halde üretici olmaktan  kaçınıp başkalarının ekmeğine el uzatanları, çalıp çırpanları, gasp edenleri, dolandıranları,  dilenerek yaşayanları ise parazit olarak görür, onları cezalandırır, dışlar; sevgi ve saygılarını onlardan esirgerler.

 

İnsanlaşmanın  üçüncü aşaması ise gönüllü paylaşmadır; ekmeğinin son lokmasını, suyununson yudumunu, imkanlarının son zerresini bile ihtiyaç sahipleriyle paylaşma! ihtiyaç sahibi insanlarla, aç susuz hayvanlarla, kurumaya yüz tutmuş bitkilerle. Tanıdık tanımadık herkesle.Karşılığında takdir de, teşekkür  de, minnet de, cennet de beklemeden. Hiçbir şey beklemeden paylaşmak! İşte bu, insanlaşmanın en üst aşamasıdır. Arapçasıyla fazilet,  Türkçesiyle erdemdir bu!

 

Uçsuz bucaksız evrenin Dünya denilen şu toz zerresi hükmündeki toprak küresine insan olarak ayak basmış olmanın ne büyük bir şans olduğunu anlatmak elbet gereksizdir. Bu şansın daha büyüğü ise Dünyadaki varlık süremizi en iyi biçimde değerlendirerek insanlığımızı erdemlilik düzeyine yükseltmektir. Erdemlilik yolunda ne kadar ilerleyebilirsek,  kısacık ömrümüze o kadar anlam ve güzellik kazandırırız. Erdemlilik savaşımı elbet kolay değildir. Bu savaşı ancak ben

cillikten  ve tembellikten kurtulup her gün bir öncekinden daha adil, daha üretici, daha bağışlayıcı, daha bilgili, daha paylaşımcı, daha barışçı, hayatı daha destekleyici olmaya çalışmakla, kısacası kendimizi sürekli olarak inşa etmeye çalışmakla gerçekleştirebiliriz.

 

Ve hiç unutmayalım ki, erdem, cezadan korkmadan ve ödüle tenezzül etmeden iyi, güzel ve doğru davranabilmektir. Bu da kendimizi sürekli olarak inşa çabası ve kararlılığı ile mümkündür. İnsanlar, isterlerse kendilerini yeniden inşa edebilecek güçte ve yetenektedirler…Biz de insanız . Öyle ise biz de kendimizi yeniden erdem sahibi olarak inşa edebiliriz.

 

Kendimizi yeniden inşa etmek elbet zor iş ise de denemeye değmez mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test