KÜSLÜKLER – DÜŞMANLIKLAR

Nice güzel insanlar tanırız dostluklarından, arkadaşlıklarından vazgeçemeyeceğimiz. Onlarla birlikteyken havanın güzelliğini, rüzgarı, bulutları, yağmuru, doğanın seslerini daha bir keyifle algılarız. Birlikte yudumladığımız çaylar daha lezzetli gelir. Havadan sudan, dereden tepeden söyleşiriz. Birlikte geçirdiğimiz zaman  ılık bir rüzgar gibi çabucak geçip gider. Arada bir sayımız artar, gelip yanımıza oturanlar, sohbete katılanlar olur. Ortam daha da güzelleşir.

 

Ne var ki bu her zaman böyle sürüp  gitmez. Bazen can sıkıcı durumlar da doğar. Bizi uzaktan selamlayan birini masamıza buyur ettiğimizde, gruptaki dostlardan, arkadaşlardan biri kalkıp gitmeye davranır ya da buyur ettiğimiz kişi gelip sohbete katılmaz. Neymiş efendim, masaya buyur ettiğimiz ya da masadaki kişilerden biriyle küsmüş! Onunla aynı  masada oturamazmış. Hatta aynı salonda, aynı ortamda bile bir arada bulunamazmış.  Biz bilmiyormuşuz ama birbirleriyle düşmanlarmış…

 

Hiç kuşku yok ki insanın yüreğini küslükle, düşmanlıkla dolduran olaylar yaşanabilir. Hangimiz bizi inciten, zarara uğratan, gururumuzu ya  da bedenimizi zedeleyen olaylarla, davranışlarla karşılaşmayız ki?

Böylesi durumlar pek çoğumuzun gününü, gecesini adeta zehir eder. Uyku uyuyamaz hale geliriz. “Bu bana yapılır mı ulan!” diye söylenir dururuz… Zamanla yaramız kabuk bağlarsa da uğradığımız haksızlığı tümden unutamayız. Küslük, düşmanlık duygusu derinden derine içimizi kemirir durur..,

 

Küslük, düşmanlık duygularımızın hiç kimseye yararı yoktur. Aksine huzurumuzu, uykularımızı kaçırır; sosyal ilişkilerimizin bozulmasına yol açarlar.  Kişiler arasında anlaşmazlıklar varsa, bu anlaşmazlıkları gidermenin yolu  asla küslük ve düşmanlık değildir.  Anlaşmazlıklar, karşılıklı anlayış ve hoşgörüyle sürdürülecek görüşmelerle,  pek ala giderilebilir.  Karşımızdaki kişi bizi inciten davranışında haksız olabileceği gibi,  bu davranışının kendince haklı bir gerekçesi de olabilir ya da küs dostumuz yanlış bilgiyle böyle davranmış olabilir. Bu durumda bize düşen, öncelikle karşımızdakinin  davranışında bizim kusurumuzun bulunup bulunmadığını araştırmak, kusur bizde ise kendisinden açıkça özür dilemektir. Unutmayalım, kusurumuz varsa özür dilemek erdemdir.  Eğer kusur bizde değilse,  olaya neden olan yanlış bilgiyi bulup düzeltmek görevi de bize düşer.

 

Ömrümüz küslüklerle, düşmanlıklarla harcanacak kadar uzun ve ucuz değil. Dost bildiğimiz insanlar da incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerle gönül defterimizden silinecek kadar basit değil. Tüm hoşgörümüze, barışçıl girişimlerimize rağmen bize karşı küskünlükler, düşmanlıklar sürdürülürse  buna da elbet üzülürüz ama sadece üzülürüz. Uzun boylu dert etmeyiz, uykularımızı kaçırmayız, olur biter. Tüm dostlar, arkadaşlar, sevilmeye, sayılmaya  değer ama kuşkusuz hiç kimse de vazgeçilmez değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test