“ÖCÜMÜZ KOMAZ, ALIRIZ…”

Bireyleri  ve toplumları en çok zorlayan, en çok saldırganlaştıran duygulardan biri haksızlığa, zulme uğramışlık duygusudur.  Hak ettiğimize inandığımız en ağır bir cezayı, bir yaptırımı “Şeriatın kestiği parmak acımaz!“ diyerek sükunetle karşılarken bir suçumuz, bir kusurumuz bulunmadığı halde suçluymuşuz gibi çarptırıldığımız herhangi bir  ceza, uğradığımız hakaret ve hatta küçük bir sitem, bizi çileden çıkarır.  O kadar ki, bir pire için bir yorgan yakmaktan bile çekinmeyiz. Uğradığımız haksızlığın faillerini, sorumlularını mutlaka bulmaya, onlarla canımız pahasına bile olsa hesaplaşmaya çalışırız. Zalimlerle hesaplaşmadan ölürsek, kuşku yok, gözümüz açık gider…  Bu, dünyanın her yerinde, her zaman görülen bir durum, zulme karşı gösterilen evrensel bir tepkidir. Aynı zamanda insanlığı felaketlere sürükleyen başlıca insani eğilimlerden biridir öc alma ya da intikam  duygusu.. Kan davalarının, kıyımların, hatta soykırımların kaynağı…

 

Toplum  mühendisleri, silah üreticileri ve tacirleri, insanların ve toplumların bu duygularından para kazanmayı çok iyi bilirler. Köyün, kasabanın silah satıcısı, aralarına her nasılsa husumet girmiş kimseleri nasıl arayıp buluyor, birbirlerine karşı silahlandırıyorlarsa, uluslararası silah üreticileri ve tacirleri de aralarında husumet bulunan ülkeleri öylece arayıp bulur ve silahlandırırlar.Ancak onların çıkarları hasımlara silah satmaktan ibaret değildir.  Onlar, ancak, sattıkları silah ve cephane sürekli kullanılır ve tüketilirse kazançlarını arttırabilirler. Bunun için de insanları ve ülkeleri birbirlerine karşı kışkırtarak öc alma duygusunu yaratmaya, alevlendirmeye çalışırlar.  Bunun için faili meçhul cinayetler işletirler, intihar bombacılarını metrolarda, ibadethanelerde kalabalık alışveriş merkezlerinde kullanarak ulusların etnik ve inanç kümelerini birbirlerine düşürmenin bin bir yöntemini uygularlar.. Yeter ki insanlar ve büyük halk kitleleri zulme, haksızlığa uğradıklarına inanıp öc almaya karar versinler. Savaşsınlar, vuruşsunlar, birbirlerini kırıp geçirsinler. Bireyler ve toplumlar için felaketten, sefaletten, duygusal ve ekonomik yıkımdan başka hiçbir şey getirmeyen bu savaşların silah tacirlerine kazandırdıkları adeta hesapsızdır.

 

Savaştan çıkar sağlayanlar, kendi adamlarına yönettirdikleri mekanizmalarla, hedef ülkelerin kuş beyinli iktidar sahiplerini kullanarak etnik, dinsel ve siyasal gruplar  arasında kin, nefret  ve düşmanlık tohumlarını ekerler. Bu tohumları, Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta tezgahladıkları olaylarla ve derin araştırma laboratuarı dedikleri işkencehanelerde ve Diyarbakır Cezaevi’nde uygulattıkları “kişiyi çırılçıplak soyup ıslak battaniyeye sararak cezaevi avlusunda kışın dondurucu soguğunda    ölüme terk etmek, tutuklunun başını tüp ateşiyle yakarak öldürmek ve bu işkencelerin halkça duyulmasını özellikle sağlayarak  yeşertip büyütürler, Güneydoğu’yu öc alma duygusuna boğmak suretiyle halkın bir kesimince terörün meşru görülmesi, desteklenmesi sonucunu elde etmeye çalışırlar.  Böylece terör ve terörün kökünün kazınması amaçlı silahlı hareketler, harekatlar sürer ha sürer.  Ve bu kanlı süreç içinde hep kazanan yalnız savaş kışkırtıcıları ve silah tacirleri, hep kaybedenlerse silahları kullananlar ve anaları ile savaşan ülkeler, halklar olur.  Kazananlar dolar’ın yeşiliyle mest olur, savaşanlar ise döktükleri kanın kızıllığında öc almanın sarhoşluğunu yaşarlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test