ŞEYH HAZRETLERİNİN NUR ÇEŞMESİ

Önce bir haber özeti: Cinsel organını nur çeşmesi diye adlandıran bir sahte şeyh (sahte şeyh ne demekse), Bursa’daki dergâhının sır odasındanur çeşmesi diye adlandırdığı cinsel organını müritlerine öptürdüğü ve cennete kabul ettirme vaadiyle kadın erkek ayırımı yapmadan cinsel ilişkiye girdiği, müritlerinin bu ilişkiyi cennete girebilmek için gönüllü olarak kabul ettikleri, şeyhin,  dergâhındaki sır odasında yıllardan beri cennete bilet kesmekte olduğu, olayın şeyhin eski cennetliklerinden birkaçının kıskançlık krizine kapılarak hazreti ihbar etmesiyle ortaya çıktığı… haberleri,  11 Temmuz 2011 tarihli bir kısım medyada yer aldı. Hatta bir gazete haberine göre, şeyhin en sadık müritlerinden biri sır odasında hazretin feyz ve şifasından öylesine mest ü tatmin olmuş ki karısını,  kızını ve kayın validesini de sır odasına götürüp şeyh efendi hazretlerinin nur çeşmesinden akan nura gark etmiş. Ve tabii, o nur tedavisinden sonra hepsi fena halde şifa (!) bulmuş… Kısacası, alan memnun, veren memnun…!  …muş! Polis, şeyh efendi hakkında gerekli yasal işlemleri hemen başlatmış ise de nur çeşmesinin nuruyla pür nur olanların çoğu hazretten şikâyetçi olmuyorlarmış.

 

Olayın adli ve ahlaki yanı ilgilileri ilgilendirsin. Biz, toplumumuza bir bakalım, böylesi rezilliklerin kaynağında neler var? Neden böyle oluyor? Biz nasıl bir toplumuz, biz nasıl bir devletiz ki Bursa gibi bir kentimizde bile bu tür dergahlar yıllarca faaliyet gösteriyor da kimsenin ruhu duymuyor? Bu dergah gibi kaç dergah var bu ülkede, bu şeyh gibi kaç şeyh var,  Bu pislikler, bu zavallılar seçimden seçime oy depoları olarak işe yarıyor diye mi görmezden geliniyorlar?

İnanç özgürlüğü yaftası altında yürütülen beyin yıkama, köleleştirme, cariyeleştirme faaliyetlerine seyirci kalan devletin isminden gayrı devletlikle ne ilgisi  olabilir?

 

Toplumumuzun inanılmaz çoğunluktaki bir kısmının “Şeyhin senden razı olmazsa Allah senden razı olmaz.” cenderesine sıkıştırılmış, yeterli eğitimden yoksun insanlarımızın şeyhlere, mürşitlere kul köle edilmiş olmasına, “Allah rızası için” denilerek düpedüz seks nesnesi olarak kullanılmalarına “İnanç özgürlüğü” gerekçesiyle seyirci kalan devlet, hangi ölçüye göre devlettir?

 

Bazı kimselerin bu sorulardan rahatsız olacaklarını, “İşte polis yakalamış, devlet daha ne yapsın?” diyeceklerini biliyorum.  Devlet lütfen yalnızca  mala ve cana  karşı yönelen tehlikeleri önleme göreviyle yetinmesin,  din ve inanç kisvesi altında insanlarımıza karşı yöneltilen ve beyin yıkama yoluyla yapılan her türlü saldırıya karşı da gerekli koruma önlemlerini alsın.  Devlet, mala, cana ve kişilik haklarına karşı yapılan zahiri saldırıları suç sayıyor ve önlemeye, cezalandırmaya çalışıyor ama  inandırarak yapılan saldırıları görmezden geliyor.

 

Oysa çağımızdaki en yaygın, en etkili, en tehlikeli suç işleme yöntemlerinden biri, hiç kuşkusuz inandırma yöntemiyle mala, cana, namusa, kişilik haklarına el uzatmaktır. Devletin buna eğilmesi gerekir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test