ŞU BİZİM SEÇMENLERİMİZ, SEÇİLMENLERİMİZ…

“Sevgili üyem!”  diye başlar elinize ulaşan mektup. Kişilere üyeliğiniz bulunmadığı için şaşırır kalırsınız. “Benim listemi destekleyeceğinizden eminim!” diye devam eder… Listenin düzenlenmesinde sizin fikrinizi almak gereği duyulmamıştır. Aday olmak isteyip istemediğiniz hiç sorulmamıştır. Bunun sorulmasına ne gerek vardır ki? Nasıl olsa herkesin iradesinden üstündür onun iradesi; bilgisi herkesin bilgisinden fazladır… Oy kullanmaya gittiğinizde elinize bir liste tutuşturulacak, bu listeyi zarflayıp sandığa atmanız istenecektir. Ve, işte böylece  demokratik bir seçim yapılmış olacaktır…

 

Nasıl da demokrat şu bizi yönetmek isteyenler. Kendilerini seçeceğimizden nasıl da eminler. Nasıl emin olmasınlar ki? Kendileriyle  kaç değme noktamız, ne tür duyarlılıklarımız varsa hepsini bulup çıkarmışlar, tek tek önümüze koymuşlardır: Dinimiz, mezhebimiz, tarikatımız, dilimiz, memleketimiz, tuttuğumuz takım, asker  ocağından, okuduğumuz okullardan arkadaşlarımız ve daha bir çok aidiyetimiz, mensubiyetimiz…  Bizi etkileyebileceklerini umdukları her şeyi, bütün değerleri… önümüze koymuşlardır. Artık hiç kaçarınız yoktur! Tıpış tıpış sandık başına gidip onların uygun gördüklerine oy verecek, böylece demokrasiye katkıda bulunmuş olacaksınız… Mı?

 

Birçok seçmen, yazık ki bu çarkla sandık başına taşınır, eline tutuşturulan listeyi sandığa tıkıştırır ve bir demokrasi şövalyesi edasıyla, parti büyüklerinin (!) emirlerine uymuş olmanın huzur ve gururu içinde evine döner.  Nasıl huzurlu ve gururlu olmasın ki? İleri demokrasiyle yönetilen partisine, ülkesine karşı kendisine düşen seçme görevini yerine getirmiştir. Oyunu verir, işine bakar! İşte gerçek seçmen, makbul vatandaş! O, bu çarkı çevirenlere  hiç bir şey sormaz, Neden kendisinin hep seçmen, listelere girenlerin ise hep seçilmen olduklarını asla merak etmez.

 

Seçilmenlerimiz ise başka bir alem doğrusu! Seçilmenin yalnızca kendi hakları, sadece kendi hakları ve görevleri olduğuna çok çok kavi bir imanla, şiddetle inanırlar. Aday listelerine hep onlar, yalnızca onlar girmeli, elbet listelerin ilk sırasında, bu kısmet olmazsa, seçilebilir sıralarda yer almalıdırlar. Bu hak onlar için tartışılmazdır. Onlar bu hakkı nasıl elde etmişlerdir? Sahi, nasıl sahip olmuşlardır bu hakka? Bu soruyu kendilerine asla sormazlar ve soranlara da asla cevap vermezler! Kendilerine böyle bir soru yöneltilmesini apaçık bir hakaret, bir savaş ilanı sayarlar.  Seçilmenler için en makbul üyeler, seçmenlikle yetinenlerdir. Diğer seçilmenlerin varlığı onlar için düpedüz biri kabus, bir tehdit, bir tehlikedir.  Onların canı cehenneme! Kendilerinden başka seçilmenlerin tümü tu kaka!

 

Ha, bu arada,  yolu açık olasıca demokrasimiz  ne mi oluyor? O, hızını her gün biraz daha artırarak ilerliyor, ilerliyor, ilerliyor… İleri demokraside ilerlemenin sonu mu var?

 

Seçmenlerimiz ve seçilmenlerimiz karakterlerinde böyle sabr u sebat üzere kaldıkça ulusumuzu daha ne ileri demokrasilerin beklediğini zaman gösterecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Test